Archive

Posts Tagged ‘yeryüzü’

Doğal olmayan özgür olamaz

Haziran 9, 2017 Yorum bırakın

Bir kez daha dolunayın gece karanlığını yırtarak yeryüzünü tüm gücüyle aydınlattığı gecelerdeyiz. İnsanlık gece-gündüz, aydınlattığını sandığı yapay ışıkların kuşatması altında yeryüzünü kendisine ve tüm canlılara cehenneme çevirmiş durumda ve büyük bir azap yani yalnızlık ve mahrumiyet içerisinde. Bu göz alan ışıklar cehennem ateşinden başkası değil, “gece hayatı” denilen, gecelerin yapay ışıklara, seslere boğularak yaşamın devam ettirildiği iddia edilen tüketim ve tükeniş yerlerinde geceden ve hayattan en ufak bir emare yok. Kalabalıklar içerisinde, yoğun ilişkiler trafiğinde herkes yalnız ve bir başına. Yuva yoksa birey de toplum da yoktur.  Kentler aydınlandıkça insanlık karanlığa gömülüyor. Doğayla inatlaşma ışığın, aydınlığın, karanlığın, gecenin, gündüzün, bedenin ve ruhun, yaşamın ve ölümün anlamlarını da altüst etti. Bir yuvanın eteğinde, doğanın kucağında hem ateşle ışıklanıp hem de yeryüzünün bereketinden ve gökyüzünün aydınlığından kopmamak mümkün.

Her yeryüzü canlısı gibi insanın kökü yeryüzüdür. Ancak yasak elmaya göz diken yani ‘bugün yerim yarına hak kerim’ demeyerek ihtiyaçlarımızı sınırsızlaştıran, cennetten kaçarak betona, yüksek yapılara ve en önemlisi ışık ve ateş sandığımız cehennem ateşiyle kavrulan insanlık olarak doğa dışı yapay yaşam(!) alanlarında köksüzüz. Ve köksüz bireycikler çok kolay yönetilir. Çünkü bireyciler toplumlaşamaz, halklaşamaz en fazla yığın ve kitle olurlar. Çünkü köksüz insan ihtiyaçlarını üreten değil tüketendir. Kendi kendine yetmez, kendini ve çevresindekileri de umarsızca tüketir zira özgürlük onun için istediğini satın almak ve hoyratça istediğini istediği yerde yapmaktır.  İlerici, bilimci, endüstriyalist uygarlığın özgür(!) yani düşürülmüş insanına göre ihtiyaçlar ve arzular sınırsızdır, bir bütün evren, doğa ve canlıları ise makineden ibarettir.  İşte bu yüzden her kesiminden beyaz uygar insan doğaya, evrene ve canlılara bir makineye nasıl davranılırsa öyle davranırlar. Dolayısıyla öz benliklerine de…

Özgür insan özgürlükçü olamaz. Özgürlükçü insan da doğada yaşasa bile özgür ve doğal olamaz. Özgürlükçülük özgürlüğü putlaştırır ve modern uygar bilmiş bireyler işte bu özgürlük dedikleri tükenişin kölesidirler. Uygarlıkça ‘özgürlük’ doğaca ‘erdem’in zıttıdır. Doğasında, yani doğada, yani yuvasında yaşamayan yapay insan köle olmaya mahkumdur. Yapay yaşam alanlarının, yapay besinlerin, yapay ilişkilerin insanı ve ürettiğini sandığı düşünce, eylem, söylem vs doğal olamaz. Doğal olmayan da özgür olamaz.

Dünyada çöp üreten tek canlı insan. Çöp israfın yani tüketim ve tükenişin temelidir. Doğa dışı yaşama iterek çöp üreten her yaşam tarzı, üretim, tüketim, fikir, düşünce, devlet, din, ideoloji, parti, örgüt, cemaat, kurum vd. batıldır, haramdır, necistir, sapmadır, pistir. Çöp üretmeyi ve “doğa dışı” bir alanda, geceleri bile ışıklar(!) içerisinde hayatı var ederek yaşamayı akıl etmiş(!) tek canlı türü de elbette insandır.

Yarın barış yurdunda buluşmak üzere.

Müslümanlar Yokken ‘Müslim’ Doğa Vardı; Doğa ve Müslümanlar

Kasım 17, 2014 2 yorum

Sorular:

– Vahye göre doğa/tabiat hatta evren/kainat/alem ‘islam’ olmuştu yani ‘müslim’ idi. Peki İslamcı/ümmetçi olan, pek İslam severler neden ilk ‘müslim’ olmuş yeryüzünü, doğayı, toprağı, suyu savunmayı ‘cihad’ bilmezler?

– Doğayı yani tabiatı Allah’ın ilk kitabı; ‘kainat kitabı’ olarak isimlendiren, anasına duyduğu saygı ve sevgi kadar doğaya saygı ve sevgi duyan, en az Kuran kadar yüce ve kutsal bir ayetler kitabı olduğuna inanan bir geleneğin temsilcileri olduklarını iddia eden Müslümanlar, İslamcılar neden Allah’ın ilk kitabına, ayetlerine, sünnetine yönelik saldırılara, tahrifata karşı sessizler, hatta bilfiil ‘müslim’lere ve ‘ümmet’lere saldırmaktalar?

– Tanrı’nın insana yaşamak için yeryüzünü sunduğu, yeryüzü insanın ve tüm canlıların ortak yuvası kılındığı halde yaşamı doğa dışında aramak ve kurmak, doğal değil yapay yaşamak Allah’tan ve kitabından kopmak değil midir?

– Doğal din, yaratılış dini doğal ve yaratılışa uygun yaşanmadan yaşanabilir mi? Temiz ve doğal gıda helal iken endüstriyel gıdanın ne kadar temiz ve doğal dolayısıyla ne kadar helal gıda olabileceğini düşündünüz mü?

– Toprak ve sudan yaratıldıklarına, topraktan gelip toprağa gideceklerine inananlar özlerine bu kadar nankörlük yapabilir mi? – Allah’ın emriyle yaşamın suyun akışıyla başladığına ve devam ettiğine inananlar suyu durdurmanın yaşamı durdurmak, suyu hapsetmenin yaşamı köleleştirmek olduğunu da bilmezler mi? Ya da bilmezden mi gelirler?

– Tavafa katılmanın atomdan suya, toprağa, gezegenden, galaksilere evrensel döngüyle barış içinde yaşamak, ona karşı gerici ya da ilerici bir saldırı içinde değil döngüsel bir uyum hali içinde olmak demek olduğunu bilmezler mi? Ya da bilerek inkar mı ederler?

– ‘Yeryüzünün mescit olduğuna’ inanan Müslümanlar, İslamcılar ilk mescidi koruyanlara mı mescit düşmanı diyecekler? Yoksa saraylarına ve talanlarına camiyi bahane edenlere mi? Yeryüzü mescitse en büyük mescit düşmanı kimler oluyor?

– ‘Su boşa akıyor’ demek apaçık bir küfür değil midir?

Bazı duyarlı Müslümanlara da naçizane tavsiyeler:

– Toprağı, suyu, canlıları, yaşamı, doğayı, döngüyü savunmak onlarca ayetle sabittirki Allah’ı savunmaktır. O yüzden doğayı tam bir ‘cihad’ bilinciyle savunmaktan çekinmeyin.

– Unutmayınki ilk cennet yeryüzünün ilk hali yani bir kısmı değil bir bütün doğa olan haliydi. Cenneti inşa etmeye çalışan cennetlik, yeryüzünde doğal alan bırakmayarak cenneti cehenneme çevirenler cehennemliktir. ‘İslam’ın yeşil rengi işte bu doğayı yani cenneti temsil eder.

– Çevreyi değil doğayı savunun. Çevreci olmayın, çevrecilik de doğaya saldırının ve küresel sömürünün başka bir boyutudur. Çevre doğadan kopmuş zihniyetin ve yaşamın argümanıdır. Aynı zamanda ‘ben’ ve ‘insan’ merkezcidir. Oysa Kuran’a göre biz yeryüzüne sahip değil, yeryüzüne aitiz. Ve yine çevre özünde sağ-sol ve ön-arkadan oluşur. Dört duvar mantığı da buradan beslenir, dört duvar çevreden ayırır. Oysa gerçekten doğasından, ilk ve gerçek yuvasından kopmamış bir insan hapsedildiğinde dört duvarın değil altı duvarın baskısını hisseder. Hatta sağ-sol, ön-arka duvardan ziyada tabandaki ve tavandaki beton ayıran, koparan duvarlardır.

– Esasında dikkat ederseniz Kuran’ın yeryüzüne özel bir yoğunlaşması olduğu halde genel ifadeler kainat/evren üzerinedir. Doğacılık/doğa merkezcilik de bir bakıma indirgemeci bir yaklaşımla sonuçlanmamalıdır. Döngü/tavaf elektrona, suya, insana, yeryüzüne özel bir yaşam formülü değil evrensel bir sistemdir. Doğayı savunurken de vahiy gibi küresel değil evrensel bir bilinçle söylem ve eylem geliştirilmeli.

– İnsana saldırıyı doğaya saldırıdan, doğaya saldırıyı insana saldırıdan ayırmamak gerekir. Biz bir bütün olarak doğayız, doğanın parçasıyız. Nihayetinde insanla savaşan doğayla, doğayla savaşan insanla barış içinde yaşayamaz.

– Doğayı savunmak için gerekli akli ve dini kaynaklar için öz kaynaklarınızdan kopmanıza hiç gerek yok. Üzerindeki yüzlerce senedir birikmiş tüm tahrifat ve moloz döküntülerine rağmen Kuran’daki evrensel argümanlar ziyadesiyle yetecektir.

Allah yar ve yardımcınız, sınır tanımaz doğa yuvanız ve yurdunuz olsun.

Mustafa Kemal’in askerleri olarak doğayı ve madencileri savunmak

Ekim 30, 2014 Yorum bırakın

AKP’ye karşı olunup Mustafa Kemal ve CHP’sini sahiplenerek doğayı ve madencileri savunmak, hele hele bu mücadelelere Mustafa Kemal’in askeri olarak gitmek nasıl bir akıl tutulmasıdır?

Hadi toplum hafızasız olsun da doğanın hafızasını yok saymak da doğaya saldırıdır.

İlericilik, kalkınma, medeniyet adına ‘boşa akıp giden su servetinden elektrik üretme’ emirleriyle (AKP’nin birebir aynı ifadeleri ki bu ifadeler ‘küfür’dür) Anadolu ve Mezopotamya doğasını talan etmiş, en verimli toprakları hiç etmiş baraj ve hidroelektrik elektrik santrallerinin mimarının resimleriyle doğayı ve yaşamı savunamazsınız!

‘En kısa yoldan, en ileri Türkiye idealine ulaşacağız’ diyerek sadece Zonguldak’ta ve sadece 5 yılda zorla köleleştirilmiş 392 maden işçisinin ölümünün sorumlusu olan, ülkede endüstriyalizmin temelini atmış (ki cumhuriyet AKP ile hala bu temel üzerinde ilerlemektedir!) kişi ve partisiyle de madencileri savunamazsınız!

Ya da yemezler…