Archive

Posts Tagged ‘toprak’

21 Haziran Gün Dönümü

Haziran 21, 2017 Yorum bırakın

Bugün yaz gün dönümü, saat 07:24’te(istanbul) gün dönümü gerçekleşti. Güneşle beraber olacağımız en uzun gün. Aydınlığın en uzun, karanlığın en kısa olacağı gün. Gecenin ve gölgenin en kısa olacağı gün.
Güneşten alınan ateşin yeryüzüne bugün armağan edildiğine inanılır. Sarı(güneş) ve yeşile(doğa), kırmızının(ateş) katıldığı gündür. Yine mitlerde, bayraklarda, masallarda güneşin 21 saçaklı ışınla anlatılmasının sebebidir 21 Haziran. 21 ışın saçaklı güneşin günüdür 21 Haziran.
Dünya Yoga Günü olarak da bilinen 21 Haziran aslında güneşi selamlama günüdür ve güneş, yaşam ateşi ve aydınlığı, yogayla olduğu gibi türlü bedensel ve ruhsal eylemlerle de selamlanır.

Doğa takviminin böylesi önemli günlerinde topraklanmak önemlidir. Topraklanmadan enerjimizin açığa çıkması hoş olmayabilir, enerjimizi tutmamız da patlamalara vesile olabilir. Kısa süreli de olsa toprak ve suyla hemhal olmak güzel olur.

Hayyam’ın dediği gibi “Bu topraklar üstünde en temiz kişi, sağken toprak kesilmiş olandır.”
Topraklaşan can’lar için toprak üstüyle toprak altının farkı yoktur. Zira ne cansızlar, ölüler toprak üstünde ne can’lar, diriler toprak altındadır.

Aydınlanmamak büyük nasipsizlik. Günümüz ve yolumuz uzun…

Gün dönümü ve dolunay

Haziran 21, 2016 Yorum bırakın

Bugün yaz gün dönümü ve dolunay ile birlikteyiz. Yani aynı anda tam güneş ve tam ay etkisindeyiz. Neslimizin yaşayabileceği en güçlü ve en aydınlık gün dönümünü yaşıyoruz. Güneşle beraber olacağımız en uzun gün. Aydınlığın en uzun, karanlığın en kısa olacağı gün. Gecenin ve gölgenin en kısa olacağı gün.

Güneşten alınan ateşin yeryüzüne bugün armağan edildiğine inanılır. Sarı ve yeşile kırmızının katıldığı gündür.

21 ışın saçaklı güneşin günüdür 21 Haziran.

Kuzey yarım küredeki arkadaşlar sarıyla -yani güneşle- ve yeşille -yani doğayla- buluşup kırmızının yani yaşam ateşinin enerjisiyle dolabilirler.

21 Haziran güneşi selamlama günü olduğu için dünyanın dört bir yanında yogayla güneş selamlanıyor. Güneşi, yaşam ateşini, aydınlığı selamlamanın tek yolu yoga değil elbette. Özellikle dolunaylarda yeni ayların aksine iç yönelimlerden ziyade dış yönelimlere ihtiyacımız olur ve bu da dışsal doğumları tetikler.

Topraklanmadan enerjimizin açığa çıkması hoş olmayabilir, enerjimizi tutmamız da patlamalara vesile olabilir.

Bugün yoğun enerjimizi içimizde tutmamalı, topraklanmalıyız. En güzel topraklanma ise topraklaşarak olur.

Hayyam’ın dediği gibi “Bu topraklar üstünde en temiz kişi, sağlığında toprak kesilmiş olandır.”

Topraklaşan can’lar için toprak üstüyle toprak altının farkı yoktur. Zira ne cansızlar, ölüler toprak üstünde ne can’lar, diriler toprak altındadır.

Bugün en kısa gölgemizle en dik açıdan karşılayacağımız güneşle doğrudan temas halinde olunabilir. Güneşin en parlak ve uzun ışığı dolunayla birlikte bizi kuşatırken aydınlanmamak büyük nasipsizliktir.

Aydınlığın ve ateşin değerini bilelim; “Güneş ve aydınlığı şahit olsun ve güneşe uyduğu zaman Ay şahit olsun”

Günümüz ve yolumuz uzun…

Nevruz’a doğru

Mart 17, 2016 Yorum bırakın

sarı yeşil kırmızıNevruz aydınlığın, baharın, doğanın doğum günü, dirilişi. Riskli, sancılı, sarsıntılı ama daha fazla umut, sevgi ve aydınlığı muştuluyor. Artık karanlıklar değil, aydınlıklar çoğalacak, kaplayacak. Güneş daha çok bizimle olacak. Kızıl cemreler düştü, tohum toprakla kavuştu. Nevruz’dan önce filizlenerek erken doğuma tutulanların çoğu düştü, yitti.

Yapay değil doğal, sahte değil gerçek bir bayram ve ilan Nevruz. Doğa 21 Mart saat 04:30’da 21 saçaklı Güneş ışınlarıyla yeniden dirilişi, baharı, Nev-Ruz’u yani ‘Yeni Gün’ü ilan ediyor. Öncesinde Güneş, sonrasında Ay tutularak toprağa ve suya daha güçlü bir omuz veriyor.

“Güneş ve aydınlığı şahit olsun ve Güneşe uyduğu zaman Ay şahit olsun” 91: 1-2

Yeni bir tavaf, yeni bir döngü başlıyor.

Nevruz, evrenin tek yasası olan direnen barışa ve dirilen doğaya yoldaş olmaktır.

Hiç olmazsa bugünlerde batının, batılın, batımın, bataklığın değil, doğanın, doğunun, doğrunun, doğumun, doğalın sesine kulak verelim.

“Navrez keldi körünüz, Navrez haqqın beriniz, cennet olsun yeriniz.
Keldi bar, kalkınız. Bu navrezge baqınız. Köterilsin, kalksın başınız. Azan navrezim mubarek.”

“Gerçek eren içinde kir tutmayandır. Varlığını korkusuzca hiçe sayandır. Bu topraklar üstünde en temiz kişi; Sağlığında toprak kesilmiş olandır.” Ömer Hayyam

Ya su gibi aziz olalım ya da “keşke toprak olsaydım” diyenlerden olmamak için yaşarken topraklaşanlardan olalım. Ki ekinler nesil olup yeşersin…

Toprağı hapsetmeye, suya set çekmeye kalkarsanız, kimi hava olur uçar, kimileri de kor ateş olur yakar, haberiniz olsun.

Newroz Piroz Be! – Nevruz Kutlu Olsun – مبارک نوروز

Hıdırellez / Hızır İlyas

Mayıs 6, 2015 Yorum bırakın

Hıdır/Hızır yeşil insan demektir. Gittiği yeri, yetiştiği yeri ab-ı hayatla(hayat suyu) yeşillendiren, cennete çeviren, su gibi aziz olan biri olduğu için Hızır denilir. Bir temsil ve metafordur, yaşam biçimidir.

Hıdırelleze dair Anadolu’nun, Mezopotamya’nın, Orta Asya’nın, İran, Yunanistan hatta bütün Doğu Akdeniz halklarının ve bu coğrafyalarda yoğrulmuş türlü kadim inançların atfettiği nice rivayetler, inançlar, değerler, mitler, efsaneler vardır. Hepsi birbirinden anlamlı ve saygın olmakla birlikte Hıdırellez de öncelikle bir doğa bayramıdır.

Bahar aylarında doğa bayramları sıklaşır ve hepsi ‘doğanın uyanışı, baharın gelişi’ denilerek geçiştirilir. Oysa her biri bir evredir. Mart’la cemrelerle beraber kor düşer doğanın yüreklerine, Nevruz/yeni gün, yeni yaşam, yeni döngü yeni bir başlangıç kutlanır. Nisan toprak ve tohumun tanışma, kavuşma ve ‘bir’leşme ayıdır. 1 Mayıs’la başlayan 6 Mayıs gecesiyle* son bulan Hıdrellez dediğimiz doğa günleri ise bu birleşme ardından ab-ı hayat/hayat suyu/bengi su ile doğa rahminin gebeliği bayramıdır. Bu nedenle tüm gebelik ve doğum sürecine de (6 Mayıs – 4 Kasım) Hızır günleri denilir.

Yani Hıdırellez’den sonra toprak kadın artık toprak ana-kadındır.

Yaşam artık nice ekinlere, nesillere, nelere gebedir göreceğiz.
Hızır yoldaşınız olsun. Bereket, barış ve şifa ile Hıdırellez kutlu olsun.

*6 Mayıs gecesi Boğa burcunda Yeni Ay bizlerle. Karanlık yeni ay gecelerinde ruhumuza ve bedenimize ne ekersek aydınlık dolunay gecelerinde onu biçiyoruz.

 

Tehcir soykırımdır

Nisan 17, 2015 Yorum bırakın

Mustafa İslamoğlu; “Soykırım yaptığınız bir kitleyi tehcire tabi tutamazsınız. Soykırım demek haksızlıktır. Soyunu kırıyorsanız kimi tehcir ediyorsunuz, hangi nüfusu sürüyorsunuz?” ve “Osmanlı kimseyi sömürmedi” gibi bir tanıdık yorumda ve iddiada bulunmuş. Bunları ifade ederken de Ermenistan’ın ve Diaspora’nın Türkiye’den çok Ermenilere zarar verdiğini savunmuş -ki bu hususta ben de öyle düşünüyorum- ancak bu yukarıdaki inkarcı söylemlerinin de aynı şekilde Diaspora’ya yarar, Türkiye’ye, halklarına ve Ermenilere zarar verdiğinin farkına varamamış.

Bu yorum ve iddia üzerine çok şey söylenir, tartışılır, ki senelerdir tartışılıyor. Tarihe ve tarihçilere gitmeye gerek yok. Osmanlının fetihçi olduğunu, fetihlerini ve Ermeni tehcirini inkar edeni duymadım bugüne kadar. Dolayısıyla uzmanlaşmaya gerek olmadan Osmanlı’nın sömürücü bir güç olduğu ve Ermeni soykırımının da bir gerçek olduğu ispat edilebilir. Birincisi, fetihçi olan sömürücüdür, fetihçilik sömürücülüktür. İkincisi tehcir soykırımdır. Soykırım soy kurutma değildir. Soykırıma uğramış toplulukların soyu tükenmez, böyle bir soykırım tanımı ve anlayışı yok. Soykırıma uğramışlar demek o toplumun ya da kitlenin tek bir ferdi dahi kalmayacak şekilde soylarını kurutmuşlar demek değildir. Soykırıma uğramış topluluklar vardır, soyları tükenmemiştir, kurumamıştır, kırıma uğramıştır. “Madem hala yaşayan Ermeniler var, madem sürülen Ermeniler var demekki soykırım yok” demek hüsnü zanla cehalet olarak görülür.

“Grup üyelerini öldürmek, grup üyelerine ciddi fiziki veya zihinsel zarar vermek, grup üyelerini bilerek tamamen ya da kısmen fiziksel yok oluşa götürecek yaşam şartlarına tabi tutmak gibi davranışlar soykırımdır.” şeklinde bir genel tanım var. Yine TC’nin bağlı olduğu BM sözleşmesine göre; belirli bir insan topluluğunun; milliyeti, ırkı, etnik kökeni veya dini dolayısıyla tümünün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle yapılan davranışlar soykırım olarak nitelendirilir.

“Bir canlının çoğalmasını engellemek istiyorsan onun dallarını kırarsın. Eğer onun büyümesini durdurmak istersen onun gövdesini kesersin. Ve fakat onu tümüyle yok etmek istersen, köklerini kurutursun.” Güven Eken

Laf cambazlığına, gerek yok, tehcir en güçlü soykırım delilidir. Ermeniler Anadolu’nun yerlileri ve asli unsurlarıdır. Devletini milletini seven de, halkları ve inançları seven de, vatanseverler de yurtseverler de, dindarlar da dinsizler de çekinmeden korkmadan Ermeni soykırımını kabul etmeli, yüzleşmelidir. Ermeni soykırımı tanınmalı ve gereği neyse yapılmalıdır.

Toplumlar ağaçlar gibi anayurtlarına, topraklarına kök salarlar. Ağaçlar gibi hayvanların, toplumların, kültürlerin de kökü vardır. Velevki toplu katliamlar olmamış olsun, velevki toplu infazlar, idamlar, tecavüzler, gasplar, fetvalar dahi olmamış olsun, velevki devletin tüm bu yaptıklarının sebebi, tetikleyicisi de Ermeni örgütlerin yaptığı katliamlar olsun; bir toplumu anayurdundan, toprağından sürmek (ki o sürgün nasıl kıran, tüketen bir acı sürgün olduğunu ‘benim de Ermeni arkadaşlarım var’ diyenler bilemez) o toplumu yok etmektir, kökünden koparıp atmaktır, soykırımdır, insanlığa ve doğaya karşı işlenmiş bir büyük suçtur. Ağacı kesip “ağaç duruyor bak yok etmedik” demekle “Ermeniler varlar işte, zaten sürülmüşler yok edilmemişler” demek aynı şeydir.

Toprak köktür, anayurt köktür, anadil köktür, kültür köktür, köy köktür. Köklerden koparmak insana, topluma, doğaya ve yaşama karşı işlenebilecek en yok edici saldırı ve en büyük suçtur, soykırımdır.

Müslümanlar Yokken ‘Müslim’ Doğa Vardı; Doğa ve Müslümanlar

Kasım 17, 2014 2 yorum

Sorular:

– Vahye göre doğa/tabiat hatta evren/kainat/alem ‘islam’ olmuştu yani ‘müslim’ idi. Peki İslamcı/ümmetçi olan, pek İslam severler neden ilk ‘müslim’ olmuş yeryüzünü, doğayı, toprağı, suyu savunmayı ‘cihad’ bilmezler?

– Doğayı yani tabiatı Allah’ın ilk kitabı; ‘kainat kitabı’ olarak isimlendiren, anasına duyduğu saygı ve sevgi kadar doğaya saygı ve sevgi duyan, en az Kuran kadar yüce ve kutsal bir ayetler kitabı olduğuna inanan bir geleneğin temsilcileri olduklarını iddia eden Müslümanlar, İslamcılar neden Allah’ın ilk kitabına, ayetlerine, sünnetine yönelik saldırılara, tahrifata karşı sessizler, hatta bilfiil ‘müslim’lere ve ‘ümmet’lere saldırmaktalar?

– Tanrı’nın insana yaşamak için yeryüzünü sunduğu, yeryüzü insanın ve tüm canlıların ortak yuvası kılındığı halde yaşamı doğa dışında aramak ve kurmak, doğal değil yapay yaşamak Allah’tan ve kitabından kopmak değil midir?

– Doğal din, yaratılış dini doğal ve yaratılışa uygun yaşanmadan yaşanabilir mi? Temiz ve doğal gıda helal iken endüstriyel gıdanın ne kadar temiz ve doğal dolayısıyla ne kadar helal gıda olabileceğini düşündünüz mü?

– Toprak ve sudan yaratıldıklarına, topraktan gelip toprağa gideceklerine inananlar özlerine bu kadar nankörlük yapabilir mi? – Allah’ın emriyle yaşamın suyun akışıyla başladığına ve devam ettiğine inananlar suyu durdurmanın yaşamı durdurmak, suyu hapsetmenin yaşamı köleleştirmek olduğunu da bilmezler mi? Ya da bilmezden mi gelirler?

– Tavafa katılmanın atomdan suya, toprağa, gezegenden, galaksilere evrensel döngüyle barış içinde yaşamak, ona karşı gerici ya da ilerici bir saldırı içinde değil döngüsel bir uyum hali içinde olmak demek olduğunu bilmezler mi? Ya da bilerek inkar mı ederler?

– ‘Yeryüzünün mescit olduğuna’ inanan Müslümanlar, İslamcılar ilk mescidi koruyanlara mı mescit düşmanı diyecekler? Yoksa saraylarına ve talanlarına camiyi bahane edenlere mi? Yeryüzü mescitse en büyük mescit düşmanı kimler oluyor?

– ‘Su boşa akıyor’ demek apaçık bir küfür değil midir?

Bazı duyarlı Müslümanlara da naçizane tavsiyeler:

– Toprağı, suyu, canlıları, yaşamı, doğayı, döngüyü savunmak onlarca ayetle sabittirki Allah’ı savunmaktır. O yüzden doğayı tam bir ‘cihad’ bilinciyle savunmaktan çekinmeyin.

– Unutmayınki ilk cennet yeryüzünün ilk hali yani bir kısmı değil bir bütün doğa olan haliydi. Cenneti inşa etmeye çalışan cennetlik, yeryüzünde doğal alan bırakmayarak cenneti cehenneme çevirenler cehennemliktir. ‘İslam’ın yeşil rengi işte bu doğayı yani cenneti temsil eder.

– Çevreyi değil doğayı savunun. Çevreci olmayın, çevrecilik de doğaya saldırının ve küresel sömürünün başka bir boyutudur. Çevre doğadan kopmuş zihniyetin ve yaşamın argümanıdır. Aynı zamanda ‘ben’ ve ‘insan’ merkezcidir. Oysa Kuran’a göre biz yeryüzüne sahip değil, yeryüzüne aitiz. Ve yine çevre özünde sağ-sol ve ön-arkadan oluşur. Dört duvar mantığı da buradan beslenir, dört duvar çevreden ayırır. Oysa gerçekten doğasından, ilk ve gerçek yuvasından kopmamış bir insan hapsedildiğinde dört duvarın değil altı duvarın baskısını hisseder. Hatta sağ-sol, ön-arka duvardan ziyada tabandaki ve tavandaki beton ayıran, koparan duvarlardır.

– Esasında dikkat ederseniz Kuran’ın yeryüzüne özel bir yoğunlaşması olduğu halde genel ifadeler kainat/evren üzerinedir. Doğacılık/doğa merkezcilik de bir bakıma indirgemeci bir yaklaşımla sonuçlanmamalıdır. Döngü/tavaf elektrona, suya, insana, yeryüzüne özel bir yaşam formülü değil evrensel bir sistemdir. Doğayı savunurken de vahiy gibi küresel değil evrensel bir bilinçle söylem ve eylem geliştirilmeli.

– İnsana saldırıyı doğaya saldırıdan, doğaya saldırıyı insana saldırıdan ayırmamak gerekir. Biz bir bütün olarak doğayız, doğanın parçasıyız. Nihayetinde insanla savaşan doğayla, doğayla savaşan insanla barış içinde yaşayamaz.

– Doğayı savunmak için gerekli akli ve dini kaynaklar için öz kaynaklarınızdan kopmanıza hiç gerek yok. Üzerindeki yüzlerce senedir birikmiş tüm tahrifat ve moloz döküntülerine rağmen Kuran’daki evrensel argümanlar ziyadesiyle yetecektir.

Allah yar ve yardımcınız, sınır tanımaz doğa yuvanız ve yurdunuz olsun.