Archive

Posts Tagged ‘salat’

Zillet bizden uzaktır!

Ekim 10, 2016 Yorum bırakın

karbala_panaflex_design_3_by_syedazainab_sa-d825ps1Bir yanda inkar, tuğyan, zulüm ve husumet diğer yanda hak, hakikat, direniş ve muhabbet
Bir yanda saray ve biat eden çoğunluk, diğer yanda çadırlar ve boyun eğmeyen özgür insanlar
Bir yanda 5 vakit namaz kılanlar, diğer yanda gece gündüz salat edenler
Bir yanda erkeklerin koca ordusu, diğer yanda kadınlar, erkekler, çocuklar, gençler, yaşlılar
Bir yanda karılarının yüzüne kapıyı vurup cariye avına çıkanlar, diğer yanda kocalarının yüzüne kapıyı vurup direnişe katılanlar
Bir yanda yeşil bayraklı tekbirler, diğer yanda kızıl bayraklı heyhatlar
Bir yanda Hz. Muhammed S.A.V efedilerinin büyük ümmeti, diğer yanda Muhammed’in canları, yoldaşları, arkadaşları
Bir yanda Fırat’ı bağlayan, susuz bırakanlar, diğer yanda susuz kalsa da teslim olmayanlar
Bir yanda cesetleri şehir şehir teşhir eden, at arkasında sürükleyenler diğer yanda taşı toprağı can bilenler
Bir yanda sesin ve kılıcın gücü, diğer yanda sözün ve inancın
Bir yanda götürenler, diğer yanda bölüşüp minnet eylemeyenler
Bir yanda zulmü, saltanatı, ganimeti din iman bilenler, diğer yanda sevgiyi, adaleti, barışı hak yol bilenler
Bir yanda ‘bizden değilse vurun kafiri, zındığı, asiyi!’, diğer yanda ‘kim olursa olsun zalime karşı, kim olursa olsun mazlumdan yana!’
Bir yanda ifsat, israf, silah ve silah, diğer yanda bir hırka, bir lokma ve bir silah
Bir yanda ‘herkes gider kârına’, diğer yanda ‘bugün buldum bugün yerim Hak kerimdir yarına’
Bir yanda kurban kesenler, diğer yanda kurban olanlar…
Aşura’dan her güne, Kerbela’dan her yere;
Heyhat minez zille! Zillet bizden uzaktır!

Her gün Aşura, her yer Kerbela!

Özgür İnsan Günlüğü – 18 Eylül Pazar

Haziran 11, 2012 Yorum bırakın

Tutsaklıkta 1 ayımı geride bıraktım. Kutlu olsun Ebrari, kutlu olsun can.

Uyuyor arkadaşlar. Daha önce bahsetmedim herhalde arkadaşlardan. Ali ve Mem ikisi de İstanbul’dan. Epey yardımcı oldular sağ olsunlar. Buraya sevk edilen yani sürgün edilen çoğu insan gibi uzun yıllar kalacaklar ama mahkum değiller henüz tutuklular. Ali yeni sayılır ama Mem eski. Eski dediğim iki yıl yani o kadar eski değil. Saldırıya uğramış defalarca, hücre cezaları, disiplin cezaları yemiş her eski gibi. Geldiğim gün ve sonrasında 2 Nolu A Blok’taki  tutsakların hemen hemen hepsinden notlar aldım. Odamızın ve havalandırmamızın bir ismi var. Aynı bloktaki tutsaklar takdire şayan bir organize ve örgütlülükle havalandırmalar üzerinden haberleşebiliyorlar. Bu zulümhanede ‘hoş geldin’ diyemezler elbette ama içten duygularla selamladılar. Cevap verdim ben de hepsine, bazılarıyla hala yazışıyoruz. Tarık’la da yazıştık, o burada 2 Nolu’da ama Abdullah ve Fatih 1 Nolu’ya götürülmüşler.

***

Açım öğle yemeğini bekliyorum. Arkadaşlar yine Metris’teki arkadaşlar gibi verilen yemekleri yiyemiyor ya da yarısını yiyorlar. Dolayısıyla ben devreye giriyorum. : )

Hafif başım ağrıyor birkaç gündür. Kış çok zorlu geçecek. Bu arada dişlerimi fırçaladım.

Sayım başlıyor, duyuru yapıldı. Saat 8 ve gün başlıyor. Öğle arasında buluşmak üzere…

***

Beton, demir ve plastik başka bir şey yok. Hepsi sevimsiz, soğuk ve itici. Renkleri de şekilsel yapıları gibi özenle seçilmiş, mavi ve bej. Renklerin en cansız, en soğuk olanları. Buralarda birkaç sene kalanların bedensel ve ruhsal kalıcı en az iki hastalığa sahip olmamaları imkansız.

Ruhen güçlü olanlar belki psikolojik savaştan galip çıkabilirler. Tutsak, esaret altında ve yalnızlıkta gücüne kattığı güç kadar, verilen zehiri panzehire, aşıya dönüştürebildiği kadar güçlüdür.

***

Bir ay önce bugün, bu dakikalarda bıraktım Zeynep’in ellerini…

Yüreklerimiz perçinlendi.

İnsanlar ölüyor gün be gün. Gasp edilen haklarını almak, göz dikilen yaşam haklarını müdafaa etmek, çalınan çocukluğunun, gençliğinin hesabını sormak, halkına, toprağına özgürlüğü yaşatmak için candan geçmiş gençler ve zavallı askerler, polisler. Daha kötüsü siviller. Her gün ölüm haberleri ama hala savaş çığırtkanlığı. O kadar normal ve basit ki ölüm… Savaş haberleri, spor haberleri gibi takip ediliyor. Hadi koyunlardan farkı olmayan yığınları geçelim, empatiyi ağızlarında sakız yapmış hümanistler, çok bilmiş çok görmüş çok yaşamış şiddet karşıtları hiç biriniz ölen bir gençle bir saniyelik bir empati yapmadınız, yapamazsınız, sizi aşar.

Bir kere varlık içinde yokluğu, yoksulluğu, imkansızlığı, ezilmeyi, ötekiyi anlamadınız. Düşman olan, ‘kötü’ olan, ezen ve ‘onurlu’ ezilen, ‘şerefli’ direnen hep başka yerlerde başka zamanlardaydı. Ama sizin yurdunuzda, sizin zamanınızda, burnunuzun dibinde hiç olmadı. İnsanlık abidesi kesilen taşlanası şeytanlar!

Barış bu kadar kolay, bu kadar zararsız, bu kadar yakınken akan kanların, zindanlarda çürüyen on binlerce insanın, ağıtlar yakan anaların, dağdaki oğlunun, kızının cenazesinin gelmemesi için her gün dua eden anaların ahlarından hepiniz sorumlusunuz.
Müslümanlara, İslamcılara özel bir giriş yapmak istemiyorum, kötü sözler çıkmasın ağzımdan, mürekkebe yazık…

Bir de Ali Şeriati, Malcolm X gibi öze dönüşçü devrimcileri okuyup duran, okuduklarını sanan, facebook’ta profil fotoğrafları yapan, twitter’da sözlerini paylaşıp duran, sabah akşam bunları konuşan İslamcı ve entel müslümanlar  var. ‘Suratına tükürürsün ya rabbi şükür’ der tiplemesi cuk diye oturuyor bu ölü kanıyla hayatını devam ettirebilen kenelere.

En basitinden bir misal; -bırakalım şimdilik X’in dini, siyasi, iktisadi görüşlerini, zaten o popülistler de X’in bu yönleriyle değil ‘müslüman’ ve ‘şehit’ etiketi hasebiyle oluşan popülaritesiyle ilgilenirler-
Kürt sorunuyla ilgili tartışırsın, egemen zihniyetini yıkmaya, gerçeklere perde aralamasına çabalarsın bu kendini anti-kemalist zanneden devlet akıllı Müslüman kardeşine, ‘Bana kaynak göster’  der, çok araştırmacıdır ya hani, gösterirsin ‘ama bunlar Kürt, PKK’lı, taraflı vs.’… Tarafsız kaynak ister, Türklerden gösterirsin, ‘Bunlar da taraflı’ der. ‘E biz kaynak olalım’, ‘Olur mu canım siz de yanılırsınız’ der, sırtını döner çünkü o ‘objektif’dir. Akşam evine gider facebook’undan bir söz paylaşır: ‘Eğer dikkat etmezseniz gazeteler, ezilenlerden nefret etmenizi, onları ezenleri ise sevmenize sebep olurlar – Malcolm X” Aval aval bakakalırsın…

Şimdi ağzımı açmayacaktım nerden geldi aklına X diyeceksiniz, odada resmi ve kitapları var. Ali çok seviyormuş. Şaşırdım görünce önce sonra ‘oh be’ dedim. Rahmetli X görseydi o da bir ‘oh be’ çekerdi. Olması gereken yerde.

***

Hapishanedeki kadın-erkek PKK’liler açlık grevi kararı aldılar. Uyarı amaçlı yapılan açlık grevi iki gün sürecek. Yarın sabah başlıyorlar. PKK lideri Abdullah Öcalan’dan 2 aydır haber alınamıyor, tecritte. Bu durum barışı çok daha büyük tehlikelere atacak, savaşı tırmandıracak, halkları birbirine düşman edecek bir uygulama olduğunu ifade ediyorlar. Doğru söylüyorlar. Bu barış düşmanlığına, bu savaşperestlere Kürtlerden başka ses çıkartan, sözü olan yok mu? Devleti ve her kesiminden milletiyle bu kadar kör vicdan olunur mu?

İnsan ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşamadan yokluğu, yoksulluğu, çaresizliği, tutsaklığı empati yaparak tam anlamıyla anlayamaz, hissedemez. Nitekim  bu yüzden oruç tutuyor aç, susuz kalıyor ve nefsi hazlardan uzak duruyoruz. Dayanışmanın ilk şartı anlayabilmek, hissedebilmektir çünkü. Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridi şimdi çok daha iyi anlıyorum. Beton tabut içinde ailenle, sevdiklerinle, avukatlarınla görüştürülmeden, iletişim-haberleşmeden yoksun yoğun baskı ve tahrik altında günler nasıl geçmez daha iyi anlıyorum. İnsan dışındaki canlılara yapılması dahi asla kabul edilemez bir vahşet olan uygulamaları insanlara uyguluyorlar. Trajikomik olan tarafı bu yöntemlerle ‘ıslah’ olacağımızı sanıyorlar.

***

Kuranın üzerine ‘GÖRÜLDÜ’ damgası vurmuşlar. Siz bakar bakar ama hiçbir şey görmezsiniz.

***

Tarık bir şiir ve hikaye yolladı. Saklamak isterdim ama imha etmek zorundayız. Özlüyorum Metris günlerini…

***

Zaten bir tane gazete geliyor normalde onu da tamamen keyfi uygulamalarla bir gün verip iki gün vermiyorlar. Dilekçe yazdık neden verilmiyor diye yarın sabah vereceğiz. Bu arada inşallah yarın defterim de iade edilir.

***

Hafif de olsa baş ağrılarım geri döndü artık.

Zeynep’i merak ediyorum. Ayda bir görüşe nasıl dayanacağım bilmiyorum, mektuplar da gelmiyor zaten. Gelen tek tük mektuplar da bir ay öncesine ait oluyorlar zaten.

***

Yarından bir beklentim daha var; sıcak su. Ben en son Metris’te yıkandım geçen hafta ama arkadaşlar iki haftadır yıkanamamışlar.

***

Baskın yapar gibi –gibisi fazla- içeri doluyorlar, saldıracakmış gibi dik dik bakıyorlar –ki ‘gık’ desek saldıracaklar- demir kapıyı var güçleriyle çarpıp, kilitleyip gidiyorlar. Çatlarlar, canları çıkar az biraz olsalar. Buna ‘sayım’ diyorlar. Özel A takımı gardiyanlarıymış, bildiğin işkence timleri.

***

Televizyonda ‘özgür ve cesur kadın’ nitelemesiyle kadınlığı, kişiliği ayaklar altına almış dişiliğini kimlik edinmiş bir et yığını gösteriliyor. E kadına değer verilecek ya, hangi çağda yaşıyoruz? ‘Yaşasın kadının çıplaklığı’ , ‘Yaşasın tüketen kadın’ ve ‘Yaşasın çalışan kadın’ sloganıyla gerçekten kadına çok değer veriyor kapitalizm ve çok önemsiyor modernizm! Tam da önümdeki gazetede yine aynı başlık var ‘Özgür ve cesur kadın’ altında dereden su içen silahlı kadın gerilla. Biri özgürce kişiliksizleşerek dişileşiyor, metalaşıyor sınırsız zaman mekan tanımaz çıplaklığı ve cinselliğiyle tam bir cesaret abidesi! Diğeri her hakkı gasp edilmiş, onlarca kere zincire vurulmuş olarak gözlerini açtığı hayata meydan okuyor, kırıyor zincirlerini, ‘köle olarak zillet altında yaşamaktansa özgürce ölürüm özgür dağlarda’ diyor. Duygusal zekası anasından, babasından, yardan, kardeşlerinden geçmesini engellemiyor ve meydan okuyor ordulara, egemenlere. Hangisi özgür ve cesur acaba?

Sömürü sistemlerinin(günümüzde kapitalizmin) ve sömürücülerin tarih boyunca en etkili silahlarından  biri kadın bedeni olmuştur. Kadına tükettiği kadar ve emeği sömürüldüğü kadar değer verilir. ‘Özgür ve cesur’ kadınlara verilen değer de arabaya verilen değerle aynıdır. Zira araba da değersiz değildir. Ne kadar ‘of be’ dedirtiyorsa, ne kadar yeni modelse ne kadar ‘temiz’ ve ‘az binilmişse’ o kadar değerlidir. Yani sömürücü düzende mal ve meta değerli olduğu için değerlidir kadın. Kadına verilen bu ‘değer’in kadını eve hapseden, yüzünü gözünü yani kişiliğini, kimliğini örten toplumdan soyutlayan, çocuk doğurma makinesi ve hizmetçi olarak gören, çok eşliliğe ve sübyancılığa dini alet eden,  Tanrı ve peygamberleri uçkuruna vize edinen bağnaz, egemenci, mülkçü zihniyetin kadına verdiği ‘değer’den farkı yoktur.

Oysa o çok kutsadıkları peygamberler ve kitaplar en karanlık dönemlerde ve yerlerde kadını aşağılayan bu ‘değer’lere savaş açıyor, neredeyse erkeği kadının hizmetine sokuyor, kadın ve erkeğin birbirinden ve eşit olduklarını ikrar ediyor, birbirlerinin dostları ve yardımcıları olarak ilan ediyor, kadınların babalarının ya da kocalarının adıyla anıldığı yani isminin dahi yok sayıldığı anlayışın egemenliğinde İsa’yı sadece ‘Meryem oğlu’ olarak anıyor ve yine erkek dinciliğini, ataerkilliği Meryem üzerinden topa tutuyor, fahişelere ‘namussuz’ diyen namussuzların kirli yüzünü ifşa ediyordu. Kitap ayrıca düzen ve toplum tarafından kadının sömürülmemesi, erkekle eşit ölçüde toplumda var olması ve kadının toplumda dişiliğinin değil kadın kişiliğinin ve kimliğinin ön plana çıkması, bedeninin bir sömürü ve ‘değer’ aracı olmaması için -güzelliğini değil- cinselliğini örten, koruyan, sömürtmeyen, tükettirmeyen mükemmel bir teklif sunuyordu.

Yoksulluk, yokluk, sefalet içinde çocuklar, bebekler diri diri toprağa gömülüyor. Kürt çocuklar, bebekler diri diri toprağa gömülüyor. Annesinin göğsünde süt bulamayan bebekler toprağa gömülüyor. Hayat kadını denilen hayatsız kadınlar, adaletsiz düzenin ve toplumun her gün yeniden öldürdüğü kadınlar, arka sokaklarda ve alemlerde nice kadınlar diri diri toprağa gömülüyor.

Siz namaz kılıp, içki içmeyerek ‘Salatı ikame’ etmiyor, salatı amuda kaldırıyorsunuz. O kadar temizsiniz ki içkili masaya oturmazsınız. İçki içeni dışlar, ilişkiyi keser, ‘kutsal haram’a uymayanların elini dahi sıkmaz, içki satan yerlerden alışveriş yapmazsınız. Ey kafasını toprağa gömmüş deve kuşları! Elbisenize maazallah içki bulaşsa hemen çıkarır yedi kere yıkamadan giymezsiniz. Aklınızı kullanmayarak en büyük pisliğe gömülmüşsünüz, bataklığın dibinde dişlerinizi temiz tutmayı marifet biliyorsunuz. Hangi peygamberiniz içkili ortama girmedi? Peygamberinizin hangi arkadaşları, yoldaşları içki içmiyordu? Ya da içki içenlere kitabınızın öngördüğü ceza ne, biz göremedik de? Cahil, uyutan, aldatan, aldanan dindarlığınız sahte kutsal farzlar ve haramlar üretiyor. O sahte kutsallara biz ve kitap ‘put’ diyoruz. O putları bir bir yıkacak ve en büyük putunuzun boynuna baltamızı asacağız. Gerisi size kalmış.

Acil ara: Duyuru yapıldı, yarım saat sonra iki hafta aradan sonra iki saatliğine sıcak su verileceğini ilan etti yönetim. İnşallah dediklerini yaparlar. Hazırlık yapmam lazım, saniyesi bile değerli. Yarın görüşürüz.