Arşiv

Posts Tagged ‘ekoloji’

Barışa dair notlar

Eylül 1, 2017 Yorum bırakın

Barış; zamana, mekana, kişiye ve sürece göre tercih edilebilen bir hal, bir talep, bir beklenti, bir duruş, bir durak ya da bir sonuç değil yolun ve yaşamın kendisidir. Barışın kendisi her koşulda devrimcidir ve devrimin kendisidir.

Barış; çatışmasızlık durumu ve eylemsizlik hali değildir. Barış silahların susması, savaşların olmaması değildir. Barış gerçeğin en zorlu, en doğru aynı zamanda da en doğal direnişidir. Öz savunma direnen barıştır, doğanın varoluş yasasıdır ve en doğal var olma biçimidir. Öz savunmasız yaşam da barış da olmaz. Çeşitliliklerin, farklılıkların bir arada sürdürülebilir var olabilme döngüsü olan yuva bilimsel (ekolojik) döngü öz savunmayla mümkündür. Doğada, doğal yaşamda, evrensel döngüde bağımsızlık yoktur, her varlık bir birine her alanda bağımlıdır.
Bağımsızlıkçılık, milliyetçilik, ulusçuluk, devletçilik, ümmetçilik, tekçilik herşeyden önce doğal değil yapay sapmalardır.

Barış -ilericilik ve gericilik halleriyle- doğrusal değil mikrodan makroya, zerrede kürreye, insandan topluma, doğadan evrene bir bütün döngüsel uyum, tavafa katılım halidir. Sınıflarla ve sınırlarla barış olmaz. Doğayla savaşan insanla barışamaz. Doğadan kopan barıştan kopmuştur. Maddecilik ve maneviyatçılık birbirini besleyen sapmalardır, iç ve dış ve dış barış maddi ve manevi varoluşun barışık haliyle mümkündür.

İntikam aldığımız kadar değil bağışladığımız kadar direnişçiyiz. Sevildiğimiz kadar değil sevdiğimiz kadar sevgiliyiz. Büyük işler başardığımız kadar değil gerekeni yaptığımız kadar değerliyiz.

İnsan ne ile yaşar sorusuna verilecek en doğal cevap; ‘insan barışla yaşar’ olmalıdır. Barış ise doğayla yaşar doğada yaşar.

Doğayla çatışmasını, krizini, kopuşunu bitirememiş, aşamamış hiç bir şey insana ve topluma dair krizlere aşamadı ve aşamayacaktır.

Vel hasılı kelam; her zamanda her mekanda her koşulda ille de barış ille de barış. En güzel siyaset barış siyasetidir, en güzel dil barış dilidir, en güzel inanç barışa olan inançtır, en güzel anne barış annesidir, en güzel devrimci  barış devrimcisidir, en güzel yurt barış yurdudur, en güzel yürüyüş de barış yürüyüşüdür.

Yarın barış yurdunda buluşmak üzere.

Reklamlar

Yavruma yurttan bir yuva; barış yurdu

Ağustos 12, 2016 Yorum bırakın

Dünyada çöp üreten tek canlı insan. Doğayı yok edip kendine doğa dışı yaşam(!) alanı oluşturan tek canlı insan. Yuvasını yapma beceresini kaybeden tek canlı insan. Doğada nesli tükenen canlılardan biri de insan.
Konuttan, betondan, binadan, siteden, rezidanstan yuva olmaz. Yuva ocaktır, üretir, hem kendi yaşar hem yaşatır, iktisattır, kültürdür, nesildir, sadedir. Konut maldır, metadır, yatırımdır, cansızdır, kiralanır, alınır-satılır, gösteriştir.
Ekolojik olmayan ekonomik de olamaz.
Doğal olmayan helal de olmaz.
Kendi cansız ve yapay olan cana can da katamaz.
Yuvalar konutlaştı, yurtlar devletleşti, toprak betonlaştı…
Ama biz yine de kötülüğe ‘hayvanlık’ iyiliğe ‘insanlık’ diyoruz.

Sizleri Kazdağları’nın eteklerinde, yavrumuz İsa Ekin’in yuvası olacak ‘yurt’ ile tanıştırayım. Yakın tarihin en sancılı, kirli ve kanlı geçen şu günlerinde biraz da inadına yaşama ve yarına dair bir umut ektik. Biz ona ‘barış yurdu’ diyoruz. Yaşayan bir yuva ve biz yaşayanlar gibi bir gün ölüp yeniden toprak olacak. Kendi yuvamızı yapma becerisine yeniden sahip olabilmek için daha çok yolumuz var, geriye doğru alınacak bir yol. Ama yine de bir Veysi ustası olanlar için kendi yuvasını yapmak imkansız değil. : ) Yavruma, ellerimizle, emeğimizle yurttan bir yuva nasip ettiği önce Yaradan’a ardından Veysi ve Türkan başta olmak üzere barış yurduna gönüllü emek veren dostlara da teşekkür ederim.

Bu yuva ve yuvanın bulunduğu dış alan için yurt, bozüy, oba gibi isimlendirmeler var. Orta Asya Türkleri ve Moğollar’ın tarihinde hayat bulan ‘yurt’un kubbesi ve tündüğü Kırgız bayrağının da esin kaynağı. Ana malzemesi ağaç sırıkları, ip ve keçe olan yurdun kubbesi de güneş ve güneş ışın saçaklarını temsil ediyor. Gökyüzü yuvanın bir parçası gibi. Birbirine geçmeli ve bağlamalı bir yapı olduğu için kısa sürede kurulup sökülüp taşınabiliyor. Dört duvar yok. Şüphesiz en az yeme içmesi kadar yaşam alanı da insanın duygu ve düşüncelerini olumlu ya da olumsuz etkiliyor. Bu yuva da doğrusal değil, dolayısıyla döngüsel bilinçli olan doğa, yaşam ve kadına daha uyumlu. Nitekim insanlığın başına ne geldiyse döngüsel barışla yetinmeyen doğrusal akılcı erk ilerici ve gericilerden geldi.

Yaşam alanının daha bir çok eksiği var elbette, zamanla emekle ortaklık ve üretimle tam anlamıyla bir yaşam alanı olabilecek barış yurdu. İhtiyacı sınırlı, basit ve sade olan yaşam tarzı doğal yaşamdır. Denildiği gibi gerçek zenginlik sahip olmakta değil ihtiyacı olmamakta. Deneyim ve tecrübelerimi, barış yurdunun gidişatını sizlerle de paylaşmayı umuyorum.

 

bc6b5c71-1d13-4aad-9b47-aca7887a1dee
ed8dfc73-33d6-400f-a96e-09cb53c4928c
479b48d8-4246-44a9-be15-63097e3c0b29 04091a1a-eb48-4af8-9f05-2356fdcc617c (1) 13987597_10154225350557891_6717911043788338755_o IMG_3085 IMG_3103 IMG_3133 IMG_3155 IMG_3189 IMG_3194 unnamed (1) unnamed (2) unnamed (3) unnamed (4) unnamed (5) unnamed

Çevrecilikten doğaya hayır gelmez

Haziran 5, 2016 Yorum bırakın
hosy_enerjiDünya Çevre Günü olarak anılan bugün, doğadan yana değil doğaya karşı bir anlam ifade ediyor. Çünkü çevrecilikten doğaya bir hayır gelmez, gelemez.
 
– Çevre ben/biz dışındakilerdir. Doğa benim, biziz, hepimiziz. Çevrecilik doğadan değil, doğa dışından bir yaklaşımdır.
 
– Sistem, devlet, iktidar, bankalar, büyük holdingler, HES’ler, RES’ler, ilericiler, kalkınmacılar, aydınlanmacılar, bilimciler, dinciler, sanayiciler, gerekeni değil büyük işleri yapanlar çevrecilerdir. ‘Muhalif’ kent ve cadde çocuklarından oluşan ve “çevreciler” olarak tanımlanan kesimlerin farkı küçük ve erksiz çevreci olmalarıdır. Doğa hakkı, ekoloji mücadelesi alanlarında da maalesef gizli ya da açık çevreci algı hala baskındır.
 
– Çevrecilik doğayı toprak-su, bitki ve hayvanlar olarak görür ve sadece ‘çevre’ ile ilgilenir. Oysa doğa ve ekoloji ekonomidir, toplumsaldır, siyasidir, yaşama dair her şeydir. Haksızlıklara karşı hak mücadelesini bir bütün olarak görür.
 
– Çevrecilik doğal değildir. Yapaydır, makyajdır, muhafazakardır.
 
– Çevrecilik manzaracılıktır, hayvanseverliktir, kentçidir. Çevrecilikte insan doğanın/evrenin bir parçası değildir. Çevrecilik insan merkezlidir.
 
– Çevre insanın yurdu ve yuvası değildir, insanın yurdu ve yuvası doğadır.
 
– Çevreci algı toprak üstü yaşamdan kopuk algıdır. Toprakla ilişkisi olmayanın gök yüzüyle de ilişkisi sönümlenir . Çevreciliğin insan-mekan algısı günümüzdeki hakim algı gibi dört yönlüdür.
 
– Çevreci insan bireyci ve canlıcı, doğal insan toplumsal ve yuvacıdır.
 
– Çevrecilik ilerici veya gerici, doğa döngücüdür.
 
– Çevrecilik devrimci değil orta yolcudur, elitisttir. Çevrecilik alttan ve aşağıdan değil üsttendir, yukarıdandır. Çevreciliğin ve çevrecilerin korkuları ve kaybedecek şeyleri çoktur.
 
– Çevre ve çevrecilik sektördür, piyasadır. Çevrecilik yeşil sömürüdür, yeşil kapitalizmdir.
 
– Çevrecilik vatanlı, devletli, sınırlı, sınıflıdır. Doğa vatansız, devletsiz, sınıfsız, sınırsızdır.
– Doğadan koparan her şey sapmadır, batıldır, yapaydır, puttur. Çevrecilik doğada yaşamı yani doğal yaşamı savunmaz, karşısındadır.
 
– Çevrecilik teknik ve teknoloji değişimleri ve dönüşümleriyle, farklı teknik-ekonomik projelerle alternatifler sunar ve araççı duyarlılık bekler. Doğa ‘önce kendini değiştir, dönüştür’ der.
 
– Doğadan yana olanların barış hareketinin öncüleridir. Çevreciler barış mücadelelerinde her zaman sisteme entegredir.
Doğayla savaşan insanla, insanla savaşan doğayla barışamaz.
 
Doğayı çevrecilerden de koruyalım.

Nevruz’a doğru

Mart 17, 2016 Yorum bırakın

sarı yeşil kırmızıNevruz aydınlığın, baharın, doğanın doğum günü, dirilişi. Riskli, sancılı, sarsıntılı ama daha fazla umut, sevgi ve aydınlığı muştuluyor. Artık karanlıklar değil, aydınlıklar çoğalacak, kaplayacak. Güneş daha çok bizimle olacak. Kızıl cemreler düştü, tohum toprakla kavuştu. Nevruz’dan önce filizlenerek erken doğuma tutulanların çoğu düştü, yitti.

Yapay değil doğal, sahte değil gerçek bir bayram ve ilan Nevruz. Doğa 21 Mart saat 04:30’da 21 saçaklı Güneş ışınlarıyla yeniden dirilişi, baharı, Nev-Ruz’u yani ‘Yeni Gün’ü ilan ediyor. Öncesinde Güneş, sonrasında Ay tutularak toprağa ve suya daha güçlü bir omuz veriyor.

“Güneş ve aydınlığı şahit olsun ve Güneşe uyduğu zaman Ay şahit olsun” 91: 1-2

Yeni bir tavaf, yeni bir döngü başlıyor.

Nevruz, evrenin tek yasası olan direnen barışa ve dirilen doğaya yoldaş olmaktır.

Hiç olmazsa bugünlerde batının, batılın, batımın, bataklığın değil, doğanın, doğunun, doğrunun, doğumun, doğalın sesine kulak verelim.

“Navrez keldi körünüz, Navrez haqqın beriniz, cennet olsun yeriniz.
Keldi bar, kalkınız. Bu navrezge baqınız. Köterilsin, kalksın başınız. Azan navrezim mubarek.”

“Gerçek eren içinde kir tutmayandır. Varlığını korkusuzca hiçe sayandır. Bu topraklar üstünde en temiz kişi; Sağlığında toprak kesilmiş olandır.” Ömer Hayyam

Ya su gibi aziz olalım ya da “keşke toprak olsaydım” diyenlerden olmamak için yaşarken topraklaşanlardan olalım. Ki ekinler nesil olup yeşersin…

Toprağı hapsetmeye, suya set çekmeye kalkarsanız, kimi hava olur uçar, kimileri de kor ateş olur yakar, haberiniz olsun.

Newroz Piroz Be! – Nevruz Kutlu Olsun – مبارک نوروز

Dicle Nehri “Dere” Oldu, Peki Ya Biz?

Şubat 18, 2015 Yorum bırakın

Dicle Nehri ‘dere’ statüsüne alındı. Bu gerçekten doğanın nasıl küresel bir saldırı altında olduğunu gösteren küçük bir emare. İnsanlar için küçük ama insanlığın geleceği için büyük bir kötü sonuç. Dicle Nehri üzerindeki HES ve baraj projelerinden dolayı debisi düştüğü için dere statüsüne alındı. Düşen debi aslında bizim düşürülmüşlüğümüz. Vadi artık daha rahat imara, yapılaşmaya açılacak. Dicle’yi sömürerek üretilen elektrik Türkiye’nin yarısına yetiyorken Dicle şehirleri, köyleri ‘kaçak elektrik kullanılıyor’ diye elektriksiz bırakılıyor. Toprağı katledilen, tarımı hayvancılığı yok edilen bereketli toprakların insanları da aynen talan edilen Dicle’nin elektriği gibi ırgat olarak uzaklara sürülüyor, sömürgecinin hizmetine alınıyor en düşürülmüş bir şekilde. Yani doğası sömürülen insan da sömürülüyor, metalaşıyor, düşürülüyor. Oysa bu havzalar, vadiler doğası ve insanı sömürülmese de on milyonlarca insana yetecek, doyuracak kadar bereketliydi.

Bir zamanlar “Türkiye kendi kendine yeten bir tarım ülkesi” idi (yalandan da olsa), artık “Türkiye tarımı ve hayvanları ithal eden bir ülke” oldu. Ve bu iki cümle arasında koca bir tarih yok. Sadece ilericilik var, kalkınma var, endüstriyalizm var, medeniyet var, kapitalizm var. Yani Türkiye sömürgeciliği bile beceremiyor. Bu saldırılar (IŞ)İD’den daha az tehlikeli, daha az tehdit, daha az işgalci değil.

En derin tarihsel krizler bu topraklarda yaşanıyor olsa da, kadını, toplumu, insanı en çok düşürülmüş bir bölge olsa da, doğaya en sert müdahalelerin yaşandığı bir coğrafya olsa da (çevre ve doğa dostlarının en kör kaldığı bir bölge aynı zamanda), günümüzde büyük bölümü (IŞ)İD’in hakimiyetinde olsa da Dicle ve Fırat’ı hafife almamak, önemsemek gerek. İnsanlığın tarihi gibi geleceği de bu topraklarda. Yeterki bizler doğanın arada bir gezilecek görülecek manzara seyretmelik yerler olmadığını, evimizin, yuvamızın ta kendisi olduğunu bilelim ve böyle bir yaşamı inşa etme derdinde olalım. Zira doğasında, yuvasında yaşamayan her canlı gibi insan da yapaylaşmaya, köleleşmeye, düşürülmeye mahkum. Doğasıyla barışık olmayan insanlarla da barışık olamıyor. Tüm toplumsal krizlerin kodları kadın-erkek ilişkisinde saklı deniyor ya, o kodlar aslında insan-doğa ilişkilerindeki barış dışı sapmalardan sonra erkek-kadın ilişkilerine olduğu gibi aktarılıyor. Doğayla savaşan, saldıran, doğayı sahiplenen, kendine emanet gören, kendisinin toprağa değil toprağın kendisine ait olduğunu düşünen kendisiyle de, insanla da barışamıyor. Şiddet, taciz, tecavüz, katliam ve cinayetlere bir de buradan bakmak gerekir.

Anadolu’nun, Mezopotamya’nın, Ortadoğu’nun, yeryüzünün krizleri, krizlerimiz gerçekten çok derin. Hukukun, devletlerin, sistemlerin, devrimlerin, darbelerin, öz savunmanın, seçimlerin, oyların, kurşunların, bombaların, mevcut izmlerin ve dinlerin alt edemeyeceği kadar derin. Acil, güncel ve taktiksel ve stratejik karşı duruşlarımızla, mücadeleciliğimizle birlikte, bu derinlikte bir ahlaki öze dönüşle bireysel ve toplumsal inşamızı gerçekleştirmek dışında başka nihai çözüm yolu yok gibi.

Bu gece yılın en yüksek enerjili doğa olaylarından biriyle karşı karşıyayız; Yeni Ay bizimle ve Ay’ın dünyaya en yakın olduğu anlardan birini yaşayacağız. Doğal insan ve doğal toplum karanlıklarda ay ışığıyla(nur) aydınlanır. Sevgili Ay; modern kentlerin, endüstriyalizmin bizi ayıramadığı, koparamadığı en değerli yoldaşımız, o hep bizimle en güçlü etkileşimler içinde, özellikle de kadınlarla.

Ay kadın veya erkek tüm insanların kadınsı yönüyle doğrudan etkileşimdedir. Özellikle yeni ay ve özellikle Koç ve Balık enerjisi yansıtacak bu geceki yeni ayla başlayan devinim erkeklikleriyle yüzleşmek isteyen erkekler için yardımcı olacaktır. Ay evrende kadınla birlikte toplumu ve doğumu da temsil eder. Özellikle de yeni ay ve dolunay. Örneğin doğal doğumlar tüm canlılarda en çok yeni ay ve dolunayda gerçekleşir. Ay’ın temsil ettiği doğum hem biyolojik hem ruhsal hem toplumsal doğumlardır. Dolunay dışsal doğumlarda ya da dışa doğru yönelimlerde, etkilerde belirgindir ama yeni ay iç doğuşları, içe yönelişleri tetikler. Uzun lafın kısası; yeni bir başlangıç için evrenin yardımını alabileceğimiz uygun bir dönemdeyiz. 2 gün sonra ilk cemre düşecek ve üçüncü cemreye kadar yani Nevruz’a yani bahara kadar sürecek. Yazıya ne niyetle başladım konu nerelere geldi ben de anlamadım : ) Ez cümle; her açıdan önemli yeni bir döngüye giriyoruz, yeni bir tavafa başlıyoruz tüm canlar olarak. Şimdiden hayırlı olsun, iç ve dış barışa vesile olsun.

Müslümanlar Yokken ‘Müslim’ Doğa Vardı; Doğa ve Müslümanlar

Kasım 17, 2014 2 yorum

Sorular:

– Vahye göre doğa/tabiat hatta evren/kainat/alem ‘islam’ olmuştu yani ‘müslim’ idi. Peki İslamcı/ümmetçi olan, pek İslam severler neden ilk ‘müslim’ olmuş yeryüzünü, doğayı, toprağı, suyu savunmayı ‘cihad’ bilmezler?

– Doğayı yani tabiatı Allah’ın ilk kitabı; ‘kainat kitabı’ olarak isimlendiren, anasına duyduğu saygı ve sevgi kadar doğaya saygı ve sevgi duyan, en az Kuran kadar yüce ve kutsal bir ayetler kitabı olduğuna inanan bir geleneğin temsilcileri olduklarını iddia eden Müslümanlar, İslamcılar neden Allah’ın ilk kitabına, ayetlerine, sünnetine yönelik saldırılara, tahrifata karşı sessizler, hatta bilfiil ‘müslim’lere ve ‘ümmet’lere saldırmaktalar?

– Tanrı’nın insana yaşamak için yeryüzünü sunduğu, yeryüzü insanın ve tüm canlıların ortak yuvası kılındığı halde yaşamı doğa dışında aramak ve kurmak, doğal değil yapay yaşamak Allah’tan ve kitabından kopmak değil midir?

– Doğal din, yaratılış dini doğal ve yaratılışa uygun yaşanmadan yaşanabilir mi? Temiz ve doğal gıda helal iken endüstriyel gıdanın ne kadar temiz ve doğal dolayısıyla ne kadar helal gıda olabileceğini düşündünüz mü?

– Toprak ve sudan yaratıldıklarına, topraktan gelip toprağa gideceklerine inananlar özlerine bu kadar nankörlük yapabilir mi? – Allah’ın emriyle yaşamın suyun akışıyla başladığına ve devam ettiğine inananlar suyu durdurmanın yaşamı durdurmak, suyu hapsetmenin yaşamı köleleştirmek olduğunu da bilmezler mi? Ya da bilmezden mi gelirler?

– Tavafa katılmanın atomdan suya, toprağa, gezegenden, galaksilere evrensel döngüyle barış içinde yaşamak, ona karşı gerici ya da ilerici bir saldırı içinde değil döngüsel bir uyum hali içinde olmak demek olduğunu bilmezler mi? Ya da bilerek inkar mı ederler?

– ‘Yeryüzünün mescit olduğuna’ inanan Müslümanlar, İslamcılar ilk mescidi koruyanlara mı mescit düşmanı diyecekler? Yoksa saraylarına ve talanlarına camiyi bahane edenlere mi? Yeryüzü mescitse en büyük mescit düşmanı kimler oluyor?

– ‘Su boşa akıyor’ demek apaçık bir küfür değil midir?

Bazı duyarlı Müslümanlara da naçizane tavsiyeler:

– Toprağı, suyu, canlıları, yaşamı, doğayı, döngüyü savunmak onlarca ayetle sabittirki Allah’ı savunmaktır. O yüzden doğayı tam bir ‘cihad’ bilinciyle savunmaktan çekinmeyin.

– Unutmayınki ilk cennet yeryüzünün ilk hali yani bir kısmı değil bir bütün doğa olan haliydi. Cenneti inşa etmeye çalışan cennetlik, yeryüzünde doğal alan bırakmayarak cenneti cehenneme çevirenler cehennemliktir. ‘İslam’ın yeşil rengi işte bu doğayı yani cenneti temsil eder.

– Çevreyi değil doğayı savunun. Çevreci olmayın, çevrecilik de doğaya saldırının ve küresel sömürünün başka bir boyutudur. Çevre doğadan kopmuş zihniyetin ve yaşamın argümanıdır. Aynı zamanda ‘ben’ ve ‘insan’ merkezcidir. Oysa Kuran’a göre biz yeryüzüne sahip değil, yeryüzüne aitiz. Ve yine çevre özünde sağ-sol ve ön-arkadan oluşur. Dört duvar mantığı da buradan beslenir, dört duvar çevreden ayırır. Oysa gerçekten doğasından, ilk ve gerçek yuvasından kopmamış bir insan hapsedildiğinde dört duvarın değil altı duvarın baskısını hisseder. Hatta sağ-sol, ön-arka duvardan ziyada tabandaki ve tavandaki beton ayıran, koparan duvarlardır.

– Esasında dikkat ederseniz Kuran’ın yeryüzüne özel bir yoğunlaşması olduğu halde genel ifadeler kainat/evren üzerinedir. Doğacılık/doğa merkezcilik de bir bakıma indirgemeci bir yaklaşımla sonuçlanmamalıdır. Döngü/tavaf elektrona, suya, insana, yeryüzüne özel bir yaşam formülü değil evrensel bir sistemdir. Doğayı savunurken de vahiy gibi küresel değil evrensel bir bilinçle söylem ve eylem geliştirilmeli.

– İnsana saldırıyı doğaya saldırıdan, doğaya saldırıyı insana saldırıdan ayırmamak gerekir. Biz bir bütün olarak doğayız, doğanın parçasıyız. Nihayetinde insanla savaşan doğayla, doğayla savaşan insanla barış içinde yaşayamaz.

– Doğayı savunmak için gerekli akli ve dini kaynaklar için öz kaynaklarınızdan kopmanıza hiç gerek yok. Üzerindeki yüzlerce senedir birikmiş tüm tahrifat ve moloz döküntülerine rağmen Kuran’daki evrensel argümanlar ziyadesiyle yetecektir.

Allah yar ve yardımcınız, sınır tanımaz doğa yuvanız ve yurdunuz olsun.

Barış nedir?

Eylül 1, 2014 Yorum bırakın

Barış silahların susması, savaşların olmaması değildir.
Barış; ekolojik, ekonomik, psikolojik, sosyolojik, ahlaki boyutlarıyla, farklılıkların ve hatta zıtlıkların, mikrodan makroya -ilerici ya da doğrusal değil, dolayısıyla merkezci değil ademi merkeziyetçi- döngüsel bir uyum halidir.
Barış salt savaş karşıtlığı değil, yeryüzünü barış yurduna dönüştürebilecek yegane yaşam biçimi, ilahi bir hayat tarzıdır.
Barış bir sonuç değil bir yoldur.
Barışın yoldaşlarına, öncülerine, önderlerine, elçilerine selam olsun.

Barışı yaşamak ve barışla yaşatmak için…