Arşiv

Posts Tagged ‘doğa’

Geldik yüze, çıktık düze*

Mart 5, 2018 Yorum bırakın

Bu gece son cemre toprağa düşüyor. Cemrelerin düşmesi doğanın gönlüne kor düşmesini temsil eden metaforlardır. Cemre kor, ateş demektir. Düşen cemreler ‘yüreklere kor düştü, doğa aşka durdu’ demektir. Nevruz/Yenigün/Newroz ile birlikte bu aşk ilan edilir. Nisan, toprak ve tohumun kavuşma ve ‘bir’leşme ayıdır. 1 Mayıs’la başlayan 6 Mayıs gecesiyle son bulan Hıdrellez dediğimiz doğa günleri ise bu birleşme ardından ab-ı hayat/hayat suyu/bengi su ile doğa rahminin gebeliği bayramıdır. Bu nedenle tüm gebelik ve doğum sürecine de Hızır günleri denilir. Yani Hıdırellez’den sonra toprak kadın artık toprak ana-kadındır. Doğa takviminde kutlanan, adlanan, anılan bugünlerin her biri yaşamın bir evresidir.

Döngü aklımıza, fikrimize, zihnimize, hayatımıza egemen olsun, ki barış olsun. İlerlemeye ya da gerilemeye değil evrende mikrodan makroya her şeyde olduğu gibi dönmeye, döngüye ihtiyacımız vardı. Uyumlu ve barışık olmamızdan başka bir görevimiz daha da önemlisi ihtiyacımız yoktu. Doğrusal akıl ve çizgisel takvimlerle, sezgiselliği, manayı ve ruhu yok ederek, döngüye katılmadan ne insanla ne doğayla ne kadınla ne toplumla barış ne de yeryüzünde bir cennet yani başka bir dünya mümkün değil.

Baharın ilk dolunayı ile birlikte diriliş ve yeni bir döngü başlamış oldu.
Tohumlar toprağa, canlar nevruza kavuşmayı bekliyor. Yaşam artık nice ekinlere gebedir göreceğiz.

Bu gece son cemrenin toprağa düşmesiyle muştulanacak bahar, nevruzla ilan edilecek. Kutlu olsun. Geldik yüze, çıktık düze.

*Kışın başlangıcı olan Kasımın ardından yüzüncü gün dolunca kışın en çetin zorlu günleri geride kalmış demektir. O yüzden bugünler için “geldik yüze, çıktık düze” demişler. Çıkarız inşallah..

Yarın barış yurdunda buluşmak üzere. İnsan barışla, barış doğayla yaşar.

Reklamlar
Kategoriler:Yazılar Etiketler:, , , , , , , , ,

Karga

Mart 1, 2018 Yorum bırakın

Karga sokak ve gezgin bilgeliğini, baykuş ise caddeleri, akademik masa başı bilginliği temsil eder. Elbette esas olan bilginlik değil bilgeliktir.

Uygar olan baykuş eğitimle, ilkel olan karga öğrenimle anılır. Mitolojilerde bu sebeple baykuşla karganın çatışması vardır.

Doğal yaşamda da gececi olan baykuşlar bazı geceler karga yuvalarına saldırı düzenlerler. Kargalar da gün doğumuyla avazları ve kanat hırpalamalarıyla misilleme yaparlar.

Karga doğu ve batı medeniyetinin, geleneksel ve modernist akımların, nakilci dinlerin, törelerin, masal ve edebiyat-sanat dünyasının ortak olarak olumsuzladığı nadir canlıdır.

Görünüşü ve sesi genel algıda çirkin ve kötüdür. Sokaklarla, çöplerle özdeşleştirilen karga pis ve kirli görülür ama temizdir.

Sert, sinirli ve hep ciddi bilinir ama oyuna eğlenceye veşakalara çok meraklıdır.

Karga zekasını insana dahi belli etmeyecek kadar zekidir. Deneme yanılmalarla yeni pek çok şey öğrenir.

Kılık değiştirse bile insan yüzlerini tanır, unutmaz, hatırlar. Hafızası son derece gelişmiştir. İletişimde ve aktarımda dahidir.

Ne sürüye tabidir ne bireycidir. Bireysel inisiyatifi de, kolektif bilinci de oldukça güçlüdür.

Kar-ga  kara kuş demektir. Arapça ise yakın demek olan ‘garip’le ilişkili bir şekilde ‘gurap’ denmiştir yani yolcu, yersiz-yurtsuz demektir. Çünkü karga her yerdedir, yeryüzü meskenidir.

Büyüklüğü, koyu siyahı, sakalı ile ünlü olan kuzgun da kargadır.

İlahi metinlerde karga insana ögreten bir hayvan olarak işlenmesine rağmen rivayetçi nakilci gelenekçi yani hakim olan dinlerde karga özel olarak yerilmiş ve lanetli olarak görülmüştür.

Macbeth’te ‘şeytan çığlığı’, Othello’da ‘hastalık bulaştıran mahluk’tur.

Aklını kullanma yönünden insana örnek olarak ayetlere giren nadir hayvan olan karga, dinlerde ve kültürlerde ezberci ve medeniyetçi mevcut genel kabul engelini aşamamış ve ötelenmiş, ötekileştirilmiştir.

Varlığın ve yokluğun ‘rengi’ siyaha bürünmüş olan karga renkleri çok sever ve çok renkli şeylere ilgi duyar.

Karga her daim yoldan çıkmış bir yolcudur. Belki de en güzel yol, aldırmadan yoldan çıkmaktır.

 

Kategoriler:Yazılar Etiketler:, , , , , , ,

Barışa dair notlar

Eylül 1, 2017 Yorum bırakın

Barış; zamana, mekana, kişiye ve sürece göre tercih edilebilen bir hal, bir talep, bir beklenti, bir duruş, bir durak ya da bir sonuç değil yolun ve yaşamın kendisidir. Barışın kendisi her koşulda devrimcidir ve devrimin kendisidir.

Barış; çatışmasızlık durumu ve eylemsizlik hali değildir. Barış silahların susması, savaşların olmaması değildir. Barış gerçeğin en zorlu, en doğru aynı zamanda da en doğal direnişidir. Öz savunma direnen barıştır, doğanın varoluş yasasıdır ve en doğal var olma biçimidir. Öz savunmasız yaşam da barış da olmaz. Çeşitliliklerin, farklılıkların bir arada sürdürülebilir var olabilme döngüsü olan yuva bilimsel (ekolojik) döngü öz savunmayla mümkündür. Doğada, doğal yaşamda, evrensel döngüde bağımsızlık yoktur, her varlık bir birine her alanda bağımlıdır.
Bağımsızlıkçılık, milliyetçilik, ulusçuluk, devletçilik, ümmetçilik, tekçilik herşeyden önce doğal değil yapay sapmalardır.

Barış -ilericilik ve gericilik halleriyle- doğrusal değil mikrodan makroya, zerrede kürreye, insandan topluma, doğadan evrene bir bütün döngüsel uyum, tavafa katılım halidir. Sınıflarla ve sınırlarla barış olmaz. Doğayla savaşan insanla barışamaz. Doğadan kopan barıştan kopmuştur. Maddecilik ve maneviyatçılık birbirini besleyen sapmalardır, iç ve dış ve dış barış maddi ve manevi varoluşun barışık haliyle mümkündür.

İntikam aldığımız kadar değil bağışladığımız kadar direnişçiyiz. Sevildiğimiz kadar değil sevdiğimiz kadar sevgiliyiz. Büyük işler başardığımız kadar değil gerekeni yaptığımız kadar değerliyiz.

İnsan ne ile yaşar sorusuna verilecek en doğal cevap; ‘insan barışla yaşar’ olmalıdır. Barış ise doğayla yaşar doğada yaşar.

Doğayla çatışmasını, krizini, kopuşunu bitirememiş, aşamamış hiç bir şey insana ve topluma dair krizlere aşamadı ve aşamayacaktır.

Vel hasılı kelam; her zamanda her mekanda her koşulda ille de barış ille de barış. En güzel siyaset barış siyasetidir, en güzel dil barış dilidir, en güzel inanç barışa olan inançtır, en güzel anne barış annesidir, en güzel devrimci  barış devrimcisidir, en güzel yurt barış yurdudur, en güzel yürüyüş de barış yürüyüşüdür.

Yarın barış yurdunda buluşmak üzere.

21 Haziran Gün Dönümü

Haziran 21, 2017 Yorum bırakın

Bugün yaz gün dönümü, saat 07:24’te(istanbul) gün dönümü gerçekleşti. Güneşle beraber olacağımız en uzun gün. Aydınlığın en uzun, karanlığın en kısa olacağı gün. Gecenin ve gölgenin en kısa olacağı gün.
Güneşten alınan ateşin yeryüzüne bugün armağan edildiğine inanılır. Sarı(güneş) ve yeşile(doğa), kırmızının(ateş) katıldığı gündür. Yine mitlerde, bayraklarda, masallarda güneşin 21 saçaklı ışınla anlatılmasının sebebidir 21 Haziran. 21 ışın saçaklı güneşin günüdür 21 Haziran.
Dünya Yoga Günü olarak da bilinen 21 Haziran aslında güneşi selamlama günüdür ve güneş, yaşam ateşi ve aydınlığı, yogayla olduğu gibi türlü bedensel ve ruhsal eylemlerle de selamlanır.

Doğa takviminin böylesi önemli günlerinde topraklanmak önemlidir. Topraklanmadan enerjimizin açığa çıkması hoş olmayabilir, enerjimizi tutmamız da patlamalara vesile olabilir. Kısa süreli de olsa toprak ve suyla hemhal olmak güzel olur.

Hayyam’ın dediği gibi “Bu topraklar üstünde en temiz kişi, sağken toprak kesilmiş olandır.”
Topraklaşan can’lar için toprak üstüyle toprak altının farkı yoktur. Zira ne cansızlar, ölüler toprak üstünde ne can’lar, diriler toprak altındadır.

Aydınlanmamak büyük nasipsizlik. Günümüz ve yolumuz uzun…

Doğal olmayan özgür olamaz

Haziran 9, 2017 Yorum bırakın

Bir kez daha dolunayın gece karanlığını yırtarak yeryüzünü tüm gücüyle aydınlattığı gecelerdeyiz. İnsanlık gece-gündüz, aydınlattığını sandığı yapay ışıkların kuşatması altında yeryüzünü kendisine ve tüm canlılara cehenneme çevirmiş durumda ve büyük bir azap yani yalnızlık ve mahrumiyet içerisinde. Bu göz alan ışıklar cehennem ateşinden başkası değil, “gece hayatı” denilen, gecelerin yapay ışıklara, seslere boğularak yaşamın devam ettirildiği iddia edilen tüketim ve tükeniş yerlerinde geceden ve hayattan en ufak bir emare yok. Kalabalıklar içerisinde, yoğun ilişkiler trafiğinde herkes yalnız ve bir başına. Yuva yoksa birey de toplum da yoktur.  Kentler aydınlandıkça insanlık karanlığa gömülüyor. Doğayla inatlaşma ışığın, aydınlığın, karanlığın, gecenin, gündüzün, bedenin ve ruhun, yaşamın ve ölümün anlamlarını da altüst etti. Bir yuvanın eteğinde, doğanın kucağında hem ateşle ışıklanıp hem de yeryüzünün bereketinden ve gökyüzünün aydınlığından kopmamak mümkün.

Her yeryüzü canlısı gibi insanın kökü yeryüzüdür. Ancak yasak elmaya göz diken yani ‘bugün yerim yarına hak kerim’ demeyerek ihtiyaçlarımızı sınırsızlaştıran, cennetten kaçarak betona, yüksek yapılara ve en önemlisi ışık ve ateş sandığımız cehennem ateşiyle kavrulan insanlık olarak doğa dışı yapay yaşam(!) alanlarında köksüzüz. Ve köksüz bireycikler çok kolay yönetilir. Çünkü bireyciler toplumlaşamaz, halklaşamaz en fazla yığın ve kitle olurlar. Çünkü köksüz insan ihtiyaçlarını üreten değil tüketendir. Kendi kendine yetmez, kendini ve çevresindekileri de umarsızca tüketir zira özgürlük onun için istediğini satın almak ve hoyratça istediğini istediği yerde yapmaktır.  İlerici, bilimci, endüstriyalist uygarlığın özgür(!) yani düşürülmüş insanına göre ihtiyaçlar ve arzular sınırsızdır, bir bütün evren, doğa ve canlıları ise makineden ibarettir.  İşte bu yüzden her kesiminden beyaz uygar insan doğaya, evrene ve canlılara bir makineye nasıl davranılırsa öyle davranırlar. Dolayısıyla öz benliklerine de…

Özgür insan özgürlükçü olamaz. Özgürlükçü insan da doğada yaşasa bile özgür ve doğal olamaz. Özgürlükçülük özgürlüğü putlaştırır ve modern uygar bilmiş bireyler işte bu özgürlük dedikleri tükenişin kölesidirler. Uygarlıkça ‘özgürlük’ doğaca ‘erdem’in zıttıdır. Doğasında, yani doğada, yani yuvasında yaşamayan yapay insan köle olmaya mahkumdur. Yapay yaşam alanlarının, yapay besinlerin, yapay ilişkilerin insanı ve ürettiğini sandığı düşünce, eylem, söylem vs doğal olamaz. Doğal olmayan da özgür olamaz.

Dünyada çöp üreten tek canlı insan. Çöp israfın yani tüketim ve tükenişin temelidir. Doğa dışı yaşama iterek çöp üreten her yaşam tarzı, üretim, tüketim, fikir, düşünce, devlet, din, ideoloji, parti, örgüt, cemaat, kurum vd. batıldır, haramdır, necistir, sapmadır, pistir. Çöp üretmeyi ve “doğa dışı” bir alanda, geceleri bile ışıklar(!) içerisinde hayatı var ederek yaşamayı akıl etmiş(!) tek canlı türü de elbette insandır.

Yarın barış yurdunda buluşmak üzere.

Ay tutulmalarında kendimizi tutalım

Eylül 16, 2016 Yorum bırakın

moon-701533Dolunay ve özellikle de ay tutulmalarında kendimizi tutmaz ve bilinçli bir çaba göstermezsek olumlu etkilenme ihtimalimiz oldukça az.

Ay, özellikle de yeni ay ve dolunay doğumu temsil eder. Tüm canlılarda doğumların çoğu yeni ay veya dolunayda gerçekleşir. Ay’ın temsil ettiği doğum hem biyolojik hem ruhsal hem toplumsal doğumlardır. Yeni ay içe doğru doğumları, içe yönelişleri, içsel yolcukları tetiklerken dolunay dışsal doğumlarda ya da dışa yönelimlerde, dışsal yolculuklarda etkilidir. Bu yüzden de tedbirler, suyu ve kanı dolayısıyla duygu, düşünce ve dürtüleri doğrudan etkileyen dolunay günleri için elzemdir. Şiddet, şehvet, öfke, nefret, cinnet ve bunalımlara karşı bugünlerde az yemek, az konuşmak, yeniyorsa et yememek, yapaylardan uzaklaşmak, oruç tutmak, (yeni ay’da içe yönelmek ve zaruri olmadıkça bir iş yapmamak, kendini dinlemek, meditasyon yapmak önerilebilir ama dolunayda genel kanaatin aksine, içe yönelmek, içe kapanmaktan çok) dış doğaya, dışsal yolculuklara yönelmek, hareketsizlik içinde değil bilinçli bir hareketlilik içinde olmak, bir şey yapıyorken iki kere düşünmek gibi dolunay tedbirleri, dört dolunay etkisi sayılabilecek sancılı ay tutulması sürecinde koruyucu olacaktır.

Ayın, özellikle de dolunay ve ay tutulmalarının bu olumsuz görülebilecek ve tedbirli, bilinçli olunmazsa olumlu etkilenme ihtimalinin çok az olduğu ve dişilere erkeklerden daha fazla tesiri olan etkilerinin sebebi Ay’ın erkek olmasından kaynaklı. Dolunay günleri o yüzden erkekseldir. Bu elbette biyolojik bir cinsiyet ifadesi değil. Güneşin, bitkilerin, doğanın, toprağın dişi/kadın, hayvanların, tohumların, suyun erkek olması gibi tarihsel bir söylence.

Dolunay ve ay tutulması günlerinin gel-git’leri büyük ve etkilidir. Gelgit okyanuslara, denizlere özel bir durum değil elbette. Yeryüzündeki, topraktaki, topraktan olma tüm can’lardaki su ve kan başta olmak üzere tüm sıvılarda gelgit yaşanır. Dolunayda şiddet ve şehvete meyyalin sebebi yeryüzü su ve sıvılarındaki gelgit gibi insan vücudundaki kan ve su gelgitleridir. Topraktaki sebze-meyvede de, hayvanlarda da, insanlarda da yaşanır gelgit. Mesela dolunay günleri, ekim-dikim, tohumlama ve sulama için uygun, elverişli günlerdir. Bu sadece bitkiler için değil aynı zamanda hayvanlar ve insanlar için de geçerlidir… Yine gelgitlerden dolayı sebze meyveleri –özellikle sulu olanları- toplamak için yani hasat için uygun günler değillerdir bugünler. İki üç gün sonra toplanan sebze ve meyveler çok daha lezzetli ve sulu olur. Toprağın emici gücü hakim bugünlerde. Bu yüzden topraktan yaratılmış, var olmuş olan bizler için de önemli. Kaplıca suları, besleyici maddeler, saç boyaları, kınalar, kremler, maskeler vs çok daha çabuk ve etkili bir şekilde vücudumuz tarafından emilir ve sonuç verir bu üç gün içerisinde.

Olabildiğince özellikle bugünlerde yapay ışıkların kuşatmasının azabından korunmaya çalışalım. Gerçek ışıklarla, ateşle, güneş ışığıyla (ziya), ay ışığıyla (nur) aydınlanmaya ve yaşamı olabildiğince doğal ikame etmeye çalışalım.

Sancılarımız iç ve dış barışımızın doğumuna vesile olsun.
İnsan barışla, barış doğayla yaşar.

Kategoriler:Yazılar Etiketler:, , ,

Yavruma yurttan bir yuva; barış yurdu

Ağustos 12, 2016 Yorum bırakın

Dünyada çöp üreten tek canlı insan. Doğayı yok edip kendine doğa dışı yaşam(!) alanı oluşturan tek canlı insan. Yuvasını yapma beceresini kaybeden tek canlı insan. Doğada nesli tükenen canlılardan biri de insan.
Konuttan, betondan, binadan, siteden, rezidanstan yuva olmaz. Yuva ocaktır, üretir, hem kendi yaşar hem yaşatır, iktisattır, kültürdür, nesildir, sadedir. Konut maldır, metadır, yatırımdır, cansızdır, kiralanır, alınır-satılır, gösteriştir.
Ekolojik olmayan ekonomik de olamaz.
Doğal olmayan helal de olmaz.
Kendi cansız ve yapay olan cana can da katamaz.
Yuvalar konutlaştı, yurtlar devletleşti, toprak betonlaştı…
Ama biz yine de kötülüğe ‘hayvanlık’ iyiliğe ‘insanlık’ diyoruz.

Sizleri Kazdağları’nın eteklerinde, yavrumuz İsa Ekin’in yuvası olacak ‘yurt’ ile tanıştırayım. Yakın tarihin en sancılı, kirli ve kanlı geçen şu günlerinde biraz da inadına yaşama ve yarına dair bir umut ektik. Biz ona ‘barış yurdu’ diyoruz. Yaşayan bir yuva ve biz yaşayanlar gibi bir gün ölüp yeniden toprak olacak. Kendi yuvamızı yapma becerisine yeniden sahip olabilmek için daha çok yolumuz var, geriye doğru alınacak bir yol. Ama yine de bir Veysi ustası olanlar için kendi yuvasını yapmak imkansız değil. : ) Yavruma, ellerimizle, emeğimizle yurttan bir yuva nasip ettiği önce Yaradan’a ardından Veysi ve Türkan başta olmak üzere barış yurduna gönüllü emek veren dostlara da teşekkür ederim.

Bu yuva ve yuvanın bulunduğu dış alan için yurt, bozüy, oba gibi isimlendirmeler var. Orta Asya Türkleri ve Moğollar’ın tarihinde hayat bulan ‘yurt’un kubbesi ve tündüğü Kırgız bayrağının da esin kaynağı. Ana malzemesi ağaç sırıkları, ip ve keçe olan yurdun kubbesi de güneş ve güneş ışın saçaklarını temsil ediyor. Gökyüzü yuvanın bir parçası gibi. Birbirine geçmeli ve bağlamalı bir yapı olduğu için kısa sürede kurulup sökülüp taşınabiliyor. Dört duvar yok. Şüphesiz en az yeme içmesi kadar yaşam alanı da insanın duygu ve düşüncelerini olumlu ya da olumsuz etkiliyor. Bu yuva da doğrusal değil, dolayısıyla döngüsel bilinçli olan doğa, yaşam ve kadına daha uyumlu. Nitekim insanlığın başına ne geldiyse döngüsel barışla yetinmeyen doğrusal akılcı erk ilerici ve gericilerden geldi.

Yaşam alanının daha bir çok eksiği var elbette, zamanla emekle ortaklık ve üretimle tam anlamıyla bir yaşam alanı olabilecek barış yurdu. İhtiyacı sınırlı, basit ve sade olan yaşam tarzı doğal yaşamdır. Denildiği gibi gerçek zenginlik sahip olmakta değil ihtiyacı olmamakta. Deneyim ve tecrübelerimi, barış yurdunun gidişatını sizlerle de paylaşmayı umuyorum.

 

bc6b5c71-1d13-4aad-9b47-aca7887a1dee
ed8dfc73-33d6-400f-a96e-09cb53c4928c
479b48d8-4246-44a9-be15-63097e3c0b29 04091a1a-eb48-4af8-9f05-2356fdcc617c (1) 13987597_10154225350557891_6717911043788338755_o IMG_3085 IMG_3103 IMG_3133 IMG_3155 IMG_3189 IMG_3194 unnamed (1) unnamed (2) unnamed (3) unnamed (4) unnamed (5) unnamed