Arşiv

Posts Tagged ‘ay tutulması’

Ay tutulmalarında kendimizi tutalım

Eylül 16, 2016 Yorum bırakın

moon-701533Bu gece saat 22:05’te 2016’nın son ay tutulması gerçekleşiyor. Dolunay ve özellikle de ay tutulmalarında kendimizi tutmaz ve bilinçli bir çaba göstermezsek olumlu etkilenme ihtimalimiz oldukça az.

Ay, özellikle de yeni ay ve dolunay doğumu temsil eder. Tüm canlılarda doğumların çoğu yeni ay veya dolunayda gerçekleşir. Ay’ın temsil ettiği doğum hem biyolojik hem ruhsal hem toplumsal doğumlardır. Yeni ay içe doğru doğumları, içe yönelişleri, içsel yolcukları tetiklerken dolunay dışsal doğumlarda ya da dışa yönelimlerde, dışsal yolculuklarda etkilidir. Bu yüzden de tedbirler, suyu ve kanı dolayısıyla duygu, düşünce ve dürtüleri doğrudan etkileyen dolunay günleri için elzemdir. Şiddet, şehvet, öfke, nefret, cinnet ve bunalımlara karşı bugünlerde az yemek, az konuşmak, yeniyorsa et yememek, yapaylardan uzaklaşmak, oruç tutmak, (yeni ay’da içe yönelmek ve zaruri olmadıkça bir iş yapmamak, kendini dinlemek, meditasyon yapmak önerilebilir ama dolunayda genel kanaatin aksine, içe yönelmek, içe kapanmaktan çok) dış doğaya, dışsal yolculuklara, öz yuvaya yönelmek, bir şey yapıyorken iki kere düşünmek gibi dolunay tedbirleri, dört dolunay etkisi sayılabilecek sancılı ay tutulması sürecinde koruyucu olacaktır.

Ayın, özellikle de dolunay ve ay tutulmalarının bu olumsuz görülebilecek ve tedbirli, bilinçli olunmazsa olumlu etkilenme ihtimalinin çok az olduğu ve dişilere erkeklerden daha fazla tesiri olan etkilerinin sebebi Ay’ın erkek olmasından kaynaklı.Dolunay günleri o yüzden erkekseldir. Bu elbette biyolojik bir cinsiyet ifadesi değil. Güneşin, bitkilerin, doğanın, toprağın dişi/kadın, hayvanların, tohumların, suyun erkek olması gibi tarihsel bir söylence.

Dolunay ve ay tutulması günlerinin gel-git’leri büyük ve etkilidir. Gelgit okyanuslara, denizlere özel bir durum değil elbette. Yeryüzündeki, topraktaki, topraktan olma tüm can’lardaki su ve kan başta olmak üzere tüm sıvılarda gelgit yaşanır. Dolunayda şiddet ve şehvete meyyalin sebebi yeryüzü su ve sıvılarındaki gelgit gibi insan vücudundaki kan ve su gelgitleridir. Topraktaki sebze-meyvede de, hayvanlarda da, insanlarda da yaşanır gelgit. Mesela dolunay günleri, ekim-dikim, tohumlama ve sulama için uygun, elverişli günlerdir. Bu sadece bitkiler için değil aynı zamanda hayvanlar ve insanlar için de geçerlidir… Yine gelgitlerden dolayı sebze meyveleri –özellikle sulu olanları- toplamak için yani hasat için uygun günler değillerdir bugünler. İki üç gün sonra toplanan sebze ve meyveler çok daha lezzetli ve sulu olur. Toprağın emici gücü hakim bugünlerde. Bu yüzden topraktan yaratılmış, var olmuş olan bizler için de önemli. Kaplıca suları, besleyici maddeler, saç boyaları, kınalar, kremler, maskeler vs çok daha çabuk ve etkili bir şekilde vücudumuz tarafından emilir ve sonuç verir bu üç gün içerisinde.

Olabildiğince özellikle bugünlerde yapay ışıkların kuşatmasının azabından korunmaya çalışalım. Gerçek ışıklarla, ateşle, güneş ışığıyla (ziya), ay ışığıyla (nur) aydınlanmaya ve yaşamı olabildiğince doğal ikame etmeye çalışalım.

Sancılarımız iç ve dış barışımızın doğumuna vesile olsun.
İnsan barışla, barış doğayla yaşar.

Reklamlar
Kategoriler:Yazılar Etiketler:, , ,

Ay tutulmasında kendimizi tutalım

Mart 22, 2016 Yorum bırakın

49436e818c190515e5e1eb5b8dc432b8Bir kez daha dolunayın gece karanlığını yırtarak yeryüzünü tüm gücüyle aydınlattığı gecelerdeyiz. İnsanlık gece-gündüz, aydınlattığını sandığı yapay ışıkların kuşatması altında yeryüzünü kendisine ve tüm canlılara cehenneme çevirmiş durumda ve büyük bir azap yani yalnızlık ve mahrumiyet içerisinde. Bu göz alan ışıklar cehennem ateşinden başkası değil, “gece hayatı” denilen, gecelerin yapay ışıklara, seslere boğularak yaşamın devam ettirildiği iddia edilen tüketim ve tükeniş yerlerinde geceden ve hayattan en ufak bir emare yok. Kalabalıklar içerisinde, yoğun ilişkiler trafiğinde herkes yalnız ve bir başına. Yuva yoksa birey de toplum da yoktur.  Kentler aydınlandıkça insanlık karanlığa gömülüyor. Doğayla inatlaşma ışığın, aydınlığın, karanlığın, gecenin, gündüzün, bedenin ve ruhun, yaşamın ve ölümün anlamlarını da altüst etti. Bir yuvanın eteğinde, doğanın kucağında hem ateşle aydınlanıp hem de yeryüzünden ve gökyüzünden kopmamak mümkün.

Her yeryüzü canlısı gibi insanın kökü yeryüzüdür. Ancak yasak elmaya göz diken yani ‘bugün yerim yarına hak kerim’ demeyerek ihtiyaçlarımızı sınırsızlaştıran, cennetten kaçarak betona, yüksek yapılara ve en önemlisi ışık ve ateş sandığımız cehennem ateşiyle kavrulan insanlık olarak doğa dışı yapay yaşam(!) alanlarında köksüzüz. Ve köksüz bireycikler çok kolay yönetilir. Çünkü bireyciler toplumlaşamaz, halklaşamaz en fazla yığın ve kitle olurlar. Çünkü köksüz insan ihtiyaçlarını üreten değil tüketendir. Kendine kendine yetmez, kendini ve çevresindekileri de umarsızca tüketir zira özgürlük onun için istediğini satın almak ve hoyratça istediğini istediği yerde yapmaktır.  İlerici, bilimci, endüstriyalist uygarlığın özgür(!) yani düşürülmüş insanına göre ihtiyaçlar ve arzular sınırsızdır, bir bütün evren, doğa ve canlıları ise makineden ibarettir.  İşte bu yüzden her çeşidiyle beyaz uygar insan doğaya, evrene ve canlılara bir makineye nasıl davranılırsa öyle davrandılar. Dolayısıyla öz benliklerine de… Özgür insan özgürlükçü olamaz. Özgürlükçülük özgürlüğü putlaştırır ve modern uygar bireycikler işte bu özgürlük dedikleri tükenişin kölesidirler. Uygarlıkça ‘özgürlük’ doğaca ‘erdem’in zıttıdır. Doğasında yani doğada yani yuvasında yaşamayan insan köle olmayan mahkumdur. Yapay yaşam alanlarının, yapay besinlerin, yapay ilişkilerin insanı ve ürettiği düşünce, eylem, söylem vs doğal olamaz. Doğal olmayan da özgür olamaz.

Doğa dışı yaşama iten her sistem, devlet, din, ideoloji, kanun, kişi, cemaat, parti, örgüt vs sapmadır, batıldır. Çöp üreten her yaşam tarzı, üretim, tüketim, fikir, düşünce batıldır, haramdır, necistir, sapmadır, pistir. Çöp üretmeyi ve “doğa dışı” bir alanda, geceleri bile ışıklar(!) içerisinde hayatı var ederek yaşamayı akıl etmiş(!) tek canlı türü de elbette insandır. Doğasında, yuvasında yaşamayan her canlı gibi insan da yapaylaşmaya, köleleşmeye, düşürülmeye mahkum.

Nevruzu geride bıraktık ancak baharın, doğumun, dirilişin sancıları artarak devam ediyor. Yarın gerçekleşecek tam dolunay ve ay tutulmasının etkisindeyiz ve daha da etkisinde olmaya devam edeceğiz. İmkanı olanlar özellikle bugünlerde ışıkların kuşatmasının azabından korunmaya çalışsın. Gerçek ışıklarla, ateşle, güneş ışığıyla (ziya), ay ışığıyla (nur) aydınlanmaya ve yaşamı ikame etmeye çalışsınlar. Çaba gösterilmezse bugünlerden olumlu etkilenebilme ihtimali çok az. Sadece yeryüzü değil gökyüzü de doğum halinde ve ağır sancılı bir süreç. Yapaylardan uzaklaşıp doğallara kaçma, az tüketme, et yememe, kendini, ruhunu dinleme, meditasyon-tapınma, çok konuşmamaya özen gösterme gibi dolunay tedbirleri, dört dolunay etkisi sayılabilecek bu ay tutulması sürecinde çok daha önemli.

Ay, özellikle de yeni ay ve dolunay doğumu temsil eder. Tüm canlılarda doğumların çoğu yeni ay veya dolunayda gerçekleşir. Ay’ın temsil ettiği doğum hem biyolojik hem ruhsal hem toplumsal doğumlardır. Yeni ay iç yolculukları, içe yönelişleri, içsel yolcukları tetiklerken dolunay dışsal doğumlarda ya da dışa yönelimlerde, dışsal yolculuklarda etkilidir. Bu yüzden de tedbirler, suyu ve kanı doğrudan etkileyen dolunay günleri için elzemdir. Kavga, yaralanma, cinayet, katliam, taciz, tecavüz, intihar gibi vakalarda bariz artış görünen, şiddet, şehvet, şöhret, öfke, nefret, cinnet ve bunalımların teyakkuza geçebileceği bugünlerde az yemek, az konuşmak, et yememek, yapaylardan uzaklaşmak, oruç tutmak, dış doğaya, dışsal yolculuklara, öz yuvaya yönelmek koruyucu olacaktır.

Sancılarımız iç ve dış barışımızın doğumuna vesile olsun.