Arşiv

Archive for the ‘Yazılar’ Category

Pesah/Mayasız ve Paskalya/Diriliş bayramı

Nisan 4, 2018 Yorum bırakın

Pesah/Fısıh, hamursuz adıyla meşhur olsa da mayasız demektir. Sömürülen, köleleştirilen bir halkın Musa önderliğinde kurtuluşunun, türlü bedelleri göze alarak yola düşüşünün, barış yurduna yürüyüşünün, Firavuna karşı direnişin sembolüdür. Tarihsel olarak ortaya çıkışı böyle olsa da Mayasız bayramı demek direniş bayramı demektir. Bu bayramda neden mayasız ekmek yenir ve neden mayasız bayramıdır? Bu Yahudiler tarafından dahi pek bilinmez. Tarih boyunca halk özgürlük mücadelelerinin direnişçileri neden hep mayasız ekmek yerler, gerillada yemek denilince neden mayasız ekmek akla gelir, işte bu yüzden.

Başka bir açıdan; maya bir kopyalama, özden koparma biçimidir. Mayasız ise saflığı, özü ilk oluşu simgeler.

Yahudilerde “özgürlük bayramı” olarak bilinen Mayasızların bayramı Nevruz’dan yani bahar ekinoksundan sonraki ilk dolunay gecesiyle başlar. 

Paskalya; çarmıha gerilmiş bir barış devrimcisinin bedeni ölse bile, düşmanlar öldürdüklerini sansa bile sesi, sözü, mesajı, yolu dirilmeye ve diriltmeye devam edecek demektir. Paskalya ile özdeşleşmiş olan yumurta ise çok kadim kültürlerden beri yeryüzünün yeniden dirilişiyle alakalandırılır. Baharın, nevruzun sembolüdür, yeniden doğuş, sürekli ve sonsuz diriliş anlamındadır.

Yani Pesah direniş ve Paskalya ise diriliş bayramlarıdır.

Bugünlerin sadece Hristiyanların, Yahudilerin değil tüm yakın doğu (ortadoğu) halklarının, insanlığın günleri olması umuduyla, Hristiyan ve Yahudi kardeşlerimizin bayramları kutlu olsun.

Mayasızlara selam olsun!

Reklamlar

Geldik yüze, çıktık düze*

Mart 5, 2018 Yorum bırakın

Bu gece son cemre toprağa düşüyor. Cemrelerin düşmesi doğanın gönlüne kor düşmesini temsil eden metaforlardır. Cemre kor, ateş demektir. Düşen cemreler ‘yüreklere kor düştü, doğa aşka durdu’ demektir. Nevruz/Yenigün/Newroz ile birlikte bu aşk ilan edilir. Nisan, toprak ve tohumun kavuşma ve ‘bir’leşme ayıdır. 1 Mayıs’la başlayan 6 Mayıs gecesiyle son bulan Hıdrellez dediğimiz doğa günleri ise bu birleşme ardından ab-ı hayat/hayat suyu/bengi su ile doğa rahminin gebeliği bayramıdır. Bu nedenle tüm gebelik ve doğum sürecine de Hızır günleri denilir. Yani Hıdırellez’den sonra toprak kadın artık toprak ana-kadındır. Doğa takviminde kutlanan, adlanan, anılan bugünlerin her biri yaşamın bir evresidir.

Döngü aklımıza, fikrimize, zihnimize, hayatımıza egemen olsun, ki barış olsun. İlerlemeye ya da gerilemeye değil evrende mikrodan makroya her şeyde olduğu gibi dönmeye, döngüye ihtiyacımız vardı. Uyumlu ve barışık olmamızdan başka bir görevimiz daha da önemlisi ihtiyacımız yoktu. Doğrusal akıl ve çizgisel takvimlerle, sezgiselliği, manayı ve ruhu yok ederek, döngüye katılmadan ne insanla ne doğayla ne kadınla ne toplumla barış ne de yeryüzünde bir cennet yani başka bir dünya mümkün değil.

Baharın ilk dolunayı ile birlikte diriliş ve yeni bir döngü başlamış oldu.
Tohumlar toprağa, canlar nevruza kavuşmayı bekliyor. Yaşam artık nice ekinlere gebedir göreceğiz.

Bu gece son cemrenin toprağa düşmesiyle muştulanacak bahar, nevruzla ilan edilecek. Kutlu olsun. Geldik yüze, çıktık düze.

*Kışın başlangıcı olan Kasımın ardından yüzüncü gün dolunca kışın en çetin zorlu günleri geride kalmış demektir. O yüzden bugünler için “geldik yüze, çıktık düze” demişler. Çıkarız inşallah..

Yarın barış yurdunda buluşmak üzere. İnsan barışla, barış doğayla yaşar.

Kategoriler:Yazılar Etiketler:, , , , , , , , ,

Karga

Mart 1, 2018 Yorum bırakın

Karga sokak ve gezgin bilgeliğini, baykuş ise caddeleri, akademik masa başı bilginliği temsil eder. Elbette esas olan bilginlik değil bilgeliktir.

Uygar olan baykuş eğitimle, ilkel olan karga öğrenimle anılır. Mitolojilerde bu sebeple baykuşla karganın çatışması vardır.

Doğal yaşamda da gececi olan baykuşlar bazı geceler karga yuvalarına saldırı düzenlerler. Kargalar da gün doğumuyla avazları ve kanat hırpalamalarıyla misilleme yaparlar.

Karga doğu ve batı medeniyetinin, geleneksel ve modernist akımların, nakilci dinlerin, törelerin, masal ve edebiyat-sanat dünyasının ortak olarak olumsuzladığı nadir canlıdır.

Görünüşü ve sesi genel algıda çirkin ve kötüdür. Sokaklarla, çöplerle özdeşleştirilen karga pis ve kirli görülür ama temizdir.

Sert, sinirli ve hep ciddi bilinir ama oyuna eğlenceye veşakalara çok meraklıdır.

Karga zekasını insana dahi belli etmeyecek kadar zekidir. Deneme yanılmalarla yeni pek çok şey öğrenir.

Kılık değiştirse bile insan yüzlerini tanır, unutmaz, hatırlar. Hafızası son derece gelişmiştir. İletişimde ve aktarımda dahidir.

Ne sürüye tabidir ne bireycidir. Bireysel inisiyatifi de, kolektif bilinci de oldukça güçlüdür.

Kar-ga  kara kuş demektir. Arapça ise yakın demek olan ‘garip’le ilişkili bir şekilde ‘gurap’ denmiştir yani yolcu, yersiz-yurtsuz demektir. Çünkü karga her yerdedir, yeryüzü meskenidir.

Büyüklüğü, koyu siyahı, sakalı ile ünlü olan kuzgun da kargadır.

İlahi metinlerde karga insana ögreten bir hayvan olarak işlenmesine rağmen rivayetçi nakilci gelenekçi yani hakim olan dinlerde karga özel olarak yerilmiş ve lanetli olarak görülmüştür.

Macbeth’te ‘şeytan çığlığı’, Othello’da ‘hastalık bulaştıran mahluk’tur.

Aklını kullanma yönünden insana örnek olarak ayetlere giren nadir hayvan olan karga, dinlerde ve kültürlerde ezberci ve medeniyetçi mevcut genel kabul engelini aşamamış ve ötelenmiş, ötekileştirilmiştir.

Varlığın ve yokluğun ‘rengi’ siyaha bürünmüş olan karga renkleri çok sever ve çok renkli şeylere ilgi duyar.

Karga her daim yoldan çıkmış bir yolcudur. Belki de en güzel yol, aldırmadan yoldan çıkmaktır.

 

Kategoriler:Yazılar Etiketler:, , , , , , ,

Sonbahar, Muharrem matemi ve karanlık Ay

Eylül 21, 2017 Yorum bırakın
Sonbahar resmi olarak Eylül’le birlikte başlamış olsa da doğa takvimine göre ılım (ekinoks) ile 24 saat içerisinde sonbahara giriyoruz.
Düşen yapraklarla düşen yiten giden canlara, cananlara, yağmur damlalarıyla yaşlı gözlere selam ettiği varsayılmış ve hüzün mevsimi olmuş sonbahar.
Artık gecelerimiz uzayacak, aydınlıklarımız azalacak.
Zeytinleşenlerimiz kalacak ve yarına bir ses bir söz bırakacak.
Yani; ‘ekilir ekin geliriz. ezilir un geliriz. bir gider bin geliriz. bizi vurmak kurtuluş mu’
Güneş takviminin yılbaşı nevruzdur, bugün ise ay takviminin yılbaşı.
Yeni yıl ezilenlere diriliş, direnen barışa güç, gerçeğin yoluna ışık, tüm canlara şifa, tutsaklara özgürlük ve kula kulluğa karşı isyan getirsin.
Muharrem matemle vursa da yeni bir yıl yeni bir devran bir döngü başlıyor.
Gün gelecek devran dönecek yeniden dirilecek, direnecek.
Yani; ‘heyhat minnez zille!’ Zillet bizden uzaktır!
Aysız yani karanlık bir gece üzse de yıldızlar en güzel bu gecelerde tüm gökyüzünü kaplıyor, ışıldıyor.
Ay ışığından mahrum olsak da yıldızlaşanlarımız yol gösteriyor.
En güzel içsel doğumlar yeni ayla yani karanlık ayla yaşanıyor.
Göçmen kuşlar artık bu diyarlardan göçmeye başlıyor.
Yani; ‘yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe’
Yarın barış yurdunda buluşmak üzere..

Barışa dair notlar

Eylül 1, 2017 Yorum bırakın

Barış; zamana, mekana, kişiye ve sürece göre tercih edilebilen bir hal, bir talep, bir beklenti, bir duruş, bir durak ya da bir sonuç değil yolun ve yaşamın kendisidir. Barışın kendisi her koşulda devrimcidir ve devrimin kendisidir.

Barış; çatışmasızlık durumu ve eylemsizlik hali değildir. Barış silahların susması, savaşların olmaması değildir. Barış gerçeğin en zorlu, en doğru aynı zamanda da en doğal direnişidir. Öz savunma direnen barıştır, doğanın varoluş yasasıdır ve en doğal var olma biçimidir. Öz savunmasız yaşam da barış da olmaz. Çeşitliliklerin, farklılıkların bir arada sürdürülebilir var olabilme döngüsü olan yuva bilimsel (ekolojik) döngü öz savunmayla mümkündür. Doğada, doğal yaşamda, evrensel döngüde bağımsızlık yoktur, her varlık bir birine her alanda bağımlıdır.
Bağımsızlıkçılık, milliyetçilik, ulusçuluk, devletçilik, ümmetçilik, tekçilik herşeyden önce doğal değil yapay sapmalardır.

Barış -ilericilik ve gericilik halleriyle- doğrusal değil mikrodan makroya, zerrede kürreye, insandan topluma, doğadan evrene bir bütün döngüsel uyum, tavafa katılım halidir. Sınıflarla ve sınırlarla barış olmaz. Doğayla savaşan insanla barışamaz. Doğadan kopan barıştan kopmuştur. Maddecilik ve maneviyatçılık birbirini besleyen sapmalardır, iç ve dış ve dış barış maddi ve manevi varoluşun barışık haliyle mümkündür.

İntikam aldığımız kadar değil bağışladığımız kadar direnişçiyiz. Sevildiğimiz kadar değil sevdiğimiz kadar sevgiliyiz. Büyük işler başardığımız kadar değil gerekeni yaptığımız kadar değerliyiz.

İnsan ne ile yaşar sorusuna verilecek en doğal cevap; ‘insan barışla yaşar’ olmalıdır. Barış ise doğayla yaşar doğada yaşar.

Doğayla çatışmasını, krizini, kopuşunu bitirememiş, aşamamış hiç bir şey insana ve topluma dair krizlere aşamadı ve aşamayacaktır.

Vel hasılı kelam; her zamanda her mekanda her koşulda ille de barış ille de barış. En güzel siyaset barış siyasetidir, en güzel dil barış dilidir, en güzel inanç barışa olan inançtır, en güzel anne barış annesidir, en güzel devrimci  barış devrimcisidir, en güzel yurt barış yurdudur, en güzel yürüyüş de barış yürüyüşüdür.

Yarın barış yurdunda buluşmak üzere.

21 Haziran Gün Dönümü

Haziran 21, 2017 Yorum bırakın

Bugün yaz gün dönümü, saat 07:24’te(istanbul) gün dönümü gerçekleşti. Güneşle beraber olacağımız en uzun gün. Aydınlığın en uzun, karanlığın en kısa olacağı gün. Gecenin ve gölgenin en kısa olacağı gün.
Güneşten alınan ateşin yeryüzüne bugün armağan edildiğine inanılır. Sarı(güneş) ve yeşile(doğa), kırmızının(ateş) katıldığı gündür. Yine mitlerde, bayraklarda, masallarda güneşin 21 saçaklı ışınla anlatılmasının sebebidir 21 Haziran. 21 ışın saçaklı güneşin günüdür 21 Haziran.
Dünya Yoga Günü olarak da bilinen 21 Haziran aslında güneşi selamlama günüdür ve güneş, yaşam ateşi ve aydınlığı, yogayla olduğu gibi türlü bedensel ve ruhsal eylemlerle de selamlanır.

Doğa takviminin böylesi önemli günlerinde topraklanmak önemlidir. Topraklanmadan enerjimizin açığa çıkması hoş olmayabilir, enerjimizi tutmamız da patlamalara vesile olabilir. Kısa süreli de olsa toprak ve suyla hemhal olmak güzel olur.

Hayyam’ın dediği gibi “Bu topraklar üstünde en temiz kişi, sağken toprak kesilmiş olandır.”
Topraklaşan can’lar için toprak üstüyle toprak altının farkı yoktur. Zira ne cansızlar, ölüler toprak üstünde ne can’lar, diriler toprak altındadır.

Aydınlanmamak büyük nasipsizlik. Günümüz ve yolumuz uzun…

Doğal olmayan özgür olamaz

Haziran 9, 2017 Yorum bırakın

Bir kez daha dolunayın gece karanlığını yırtarak yeryüzünü tüm gücüyle aydınlattığı gecelerdeyiz. İnsanlık gece-gündüz, aydınlattığını sandığı yapay ışıkların kuşatması altında yeryüzünü kendisine ve tüm canlılara cehenneme çevirmiş durumda ve büyük bir azap yani yalnızlık ve mahrumiyet içerisinde. Bu göz alan ışıklar cehennem ateşinden başkası değil, “gece hayatı” denilen, gecelerin yapay ışıklara, seslere boğularak yaşamın devam ettirildiği iddia edilen tüketim ve tükeniş yerlerinde geceden ve hayattan en ufak bir emare yok. Kalabalıklar içerisinde, yoğun ilişkiler trafiğinde herkes yalnız ve bir başına. Yuva yoksa birey de toplum da yoktur.  Kentler aydınlandıkça insanlık karanlığa gömülüyor. Doğayla inatlaşma ışığın, aydınlığın, karanlığın, gecenin, gündüzün, bedenin ve ruhun, yaşamın ve ölümün anlamlarını da altüst etti. Bir yuvanın eteğinde, doğanın kucağında hem ateşle ışıklanıp hem de yeryüzünün bereketinden ve gökyüzünün aydınlığından kopmamak mümkün.

Her yeryüzü canlısı gibi insanın kökü yeryüzüdür. Ancak yasak elmaya göz diken yani ‘bugün yerim yarına hak kerim’ demeyerek ihtiyaçlarımızı sınırsızlaştıran, cennetten kaçarak betona, yüksek yapılara ve en önemlisi ışık ve ateş sandığımız cehennem ateşiyle kavrulan insanlık olarak doğa dışı yapay yaşam(!) alanlarında köksüzüz. Ve köksüz bireycikler çok kolay yönetilir. Çünkü bireyciler toplumlaşamaz, halklaşamaz en fazla yığın ve kitle olurlar. Çünkü köksüz insan ihtiyaçlarını üreten değil tüketendir. Kendi kendine yetmez, kendini ve çevresindekileri de umarsızca tüketir zira özgürlük onun için istediğini satın almak ve hoyratça istediğini istediği yerde yapmaktır.  İlerici, bilimci, endüstriyalist uygarlığın özgür(!) yani düşürülmüş insanına göre ihtiyaçlar ve arzular sınırsızdır, bir bütün evren, doğa ve canlıları ise makineden ibarettir.  İşte bu yüzden her kesiminden beyaz uygar insan doğaya, evrene ve canlılara bir makineye nasıl davranılırsa öyle davranırlar. Dolayısıyla öz benliklerine de…

Özgür insan özgürlükçü olamaz. Özgürlükçü insan da doğada yaşasa bile özgür ve doğal olamaz. Özgürlükçülük özgürlüğü putlaştırır ve modern uygar bilmiş bireyler işte bu özgürlük dedikleri tükenişin kölesidirler. Uygarlıkça ‘özgürlük’ doğaca ‘erdem’in zıttıdır. Doğasında, yani doğada, yani yuvasında yaşamayan yapay insan köle olmaya mahkumdur. Yapay yaşam alanlarının, yapay besinlerin, yapay ilişkilerin insanı ve ürettiğini sandığı düşünce, eylem, söylem vs doğal olamaz. Doğal olmayan da özgür olamaz.

Dünyada çöp üreten tek canlı insan. Çöp israfın yani tüketim ve tükenişin temelidir. Doğa dışı yaşama iterek çöp üreten her yaşam tarzı, üretim, tüketim, fikir, düşünce, devlet, din, ideoloji, parti, örgüt, cemaat, kurum vd. batıldır, haramdır, necistir, sapmadır, pistir. Çöp üretmeyi ve “doğa dışı” bir alanda, geceleri bile ışıklar(!) içerisinde hayatı var ederek yaşamayı akıl etmiş(!) tek canlı türü de elbette insandır.

Yarın barış yurdunda buluşmak üzere.