Arşiv

Archive for Nisan 2015

Tehcir soykırımdır

Nisan 17, 2015 Yorum bırakın

Mustafa İslamoğlu; “Soykırım yaptığınız bir kitleyi tehcire tabi tutamazsınız. Soykırım demek haksızlıktır. Soyunu kırıyorsanız kimi tehcir ediyorsunuz, hangi nüfusu sürüyorsunuz?” ve “Osmanlı kimseyi sömürmedi” gibi bir tanıdık yorumda ve iddiada bulunmuş. Bunları ifade ederken de Ermenistan’ın ve Diaspora’nın Türkiye’den çok Ermenilere zarar verdiğini savunmuş -ki bu hususta ben de öyle düşünüyorum- ancak bu yukarıdaki inkarcı söylemlerinin de aynı şekilde Diaspora’ya yarar, Türkiye’ye, halklarına ve Ermenilere zarar verdiğinin farkına varamamış.

Bu yorum ve iddia üzerine çok şey söylenir, tartışılır, ki senelerdir tartışılıyor. Tarihe ve tarihçilere gitmeye gerek yok. Osmanlının fetihçi olduğunu, fetihlerini ve Ermeni tehcirini inkar edeni duymadım bugüne kadar. Dolayısıyla uzmanlaşmaya gerek olmadan Osmanlı’nın sömürücü bir güç olduğu ve Ermeni soykırımının da bir gerçek olduğu ispat edilebilir. Birincisi, fetihçi olan sömürücüdür, fetihçilik sömürücülüktür. İkincisi tehcir soykırımdır. Soykırım soy kurutma değildir. Soykırıma uğramış toplulukların soyu tükenmez, böyle bir soykırım tanımı ve anlayışı yok. Soykırıma uğramışlar demek o toplumun ya da kitlenin tek bir ferdi dahi kalmayacak şekilde soylarını kurutmuşlar demek değildir. Soykırıma uğramış topluluklar vardır, soyları tükenmemiştir, kurumamıştır, kırıma uğramıştır. “Madem hala yaşayan Ermeniler var, madem sürülen Ermeniler var demekki soykırım yok” demek hüsnü zanla cehalet olarak görülür.

“Grup üyelerini öldürmek, grup üyelerine ciddi fiziki veya zihinsel zarar vermek, grup üyelerini bilerek tamamen ya da kısmen fiziksel yok oluşa götürecek yaşam şartlarına tabi tutmak gibi davranışlar soykırımdır.” şeklinde bir genel tanım var. Yine TC’nin bağlı olduğu BM sözleşmesine göre; belirli bir insan topluluğunun; milliyeti, ırkı, etnik kökeni veya dini dolayısıyla tümünün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle yapılan davranışlar soykırım olarak nitelendirilir.

“Bir canlının çoğalmasını engellemek istiyorsan onun dallarını kırarsın. Eğer onun büyümesini durdurmak istersen onun gövdesini kesersin. Ve fakat onu tümüyle yok etmek istersen, köklerini kurutursun.” Güven Eken

Laf cambazlığına, gerek yok, tehcir en güçlü soykırım delilidir. Ermeniler Anadolu’nun yerlileri ve asli unsurlarıdır. Devletini milletini seven de, halkları ve inançları seven de, vatanseverler de yurtseverler de, dindarlar da dinsizler de çekinmeden korkmadan Ermeni soykırımını kabul etmeli, yüzleşmelidir. Ermeni soykırımı tanınmalı ve gereği neyse yapılmalıdır.

Toplumlar ağaçlar gibi anayurtlarına, topraklarına kök salarlar. Ağaçlar gibi hayvanların, toplumların, kültürlerin de kökü vardır. Velevki toplu katliamlar olmamış olsun, velevki toplu infazlar, idamlar, tecavüzler, gasplar, fetvalar dahi olmamış olsun, velevki devletin tüm bu yaptıklarının sebebi, tetikleyicisi de Ermeni örgütlerin yaptığı katliamlar olsun; bir toplumu anayurdundan, toprağından sürmek (ki o sürgün nasıl kıran, tüketen bir acı sürgün olduğunu ‘benim de Ermeni arkadaşlarım var’ diyenler bilemez) o toplumu yok etmektir, kökünden koparıp atmaktır, soykırımdır, insanlığa ve doğaya karşı işlenmiş bir büyük suçtur. Ağacı kesip “ağaç duruyor bak yok etmedik” demekle “Ermeniler varlar işte, zaten sürülmüşler yok edilmemişler” demek aynı şeydir.

Toprak köktür, anayurt köktür, anadil köktür, kültür köktür, köy köktür. Köklerden koparmak insana, topluma, doğaya ve yaşama karşı işlenebilecek en yok edici saldırı ve en büyük suçtur, soykırımdır.

Reklamlar

Enfal Hamlesi ve Kürt Soykırımı

Nisan 15, 2015 Yorum bırakın

Enfal Operasyonu olarak bilinse de resmi adı Enfal Hamlesi olan, 8 askeri harekat kapsamında Irak sınırları içerisinde yer alan Güney Kürdistan’a karşı yürütülen onlarca operasyon silsilesidir.  İran-Irak savaşının bir parçası olmakla birlikte Irak Saddam rejiminin Kürt sorununu toplu imha yöntemiyle çözmeye dayalı, İran-Irak savaşı öncesinden uygulamaya koyulan Irak Baas stratejisinin bir ürünüdür. Öncülleri ve ardıllarıyla birlikte 1986-1989 tarihleri verilebilecek olsa da resmen 23 Şubat 1988 ile 6 Eylül 1988 arasında gerçekleştirilmiştir.[1] 14 Nisan Güney Kürdistan’da Enfal Katliamı Ulusal Yas Günü olarak anılır.[2] Hamle, daha sonra ‘Kimyasal Ali’ olarak anılacak Ali Hasan el Mecid tarafından komuta edilmiştir.

Enfal Hamlesi adı altında toplu infazlar, çöle sürgünler, kara ve hava operasyonlarının yanı sıra 77 kimyasal saldırı yapılmıştır. Kimyasal saldırıya uğrayan bölgelerden biri olan Halepçe, Enfal adı altında yürütülen Kürt soykırımının[3] simgesi olmuştur.  Ölü/kayıp sayısı 100 bin ile 180 bin arasında olduğu bilinmektedir. Yerel kaynaklara dayandırdığımız kanaatimizce, öncül ve ardıl saldırıların bilançoları da dahil olmak üzere büyük çoğunluğu sivil ortalama 150 bin insan katledilmiştir. Toplu infazlar genellikle eli silah tutabilen tüm erkeklere yönelik gerçekleştirilmiş olsa da hava operasyonları ve kimyasal saldırılarda katledilenlerin çoğunluğunu kadınlar ve çocuklar oluşturmaktadır. Sayısı tam olarak bilinmese bile ölümler kadar tecavüzler de Enfal’in görülmeyen, duyulmayan, konuşulmayan bir dramıdır.[4] Baas rejiminin hedefinde Kürtlerin toplu imhası ile Irak’ta Kürt sorununa nihai çözüm olsa da harekatlar kapsamında Kürdistan bölgesinde bulunan onlarca Süryani, Ezidi, Türkmen ve Yahudi köyü sakinleriyle birlikte imha edilmiştir.[5] Enfal kapsamında Kürdistan’ın şehir merkezleri dışındaki tüm bölgeleri ‘insansızlaştırma’ adı altında cansızlaştırılmıştır. Tüm kırsal kesim yasak bölge ilan edilmiş, bölgelerdeki  tüm ağaç, bitki örtüsü ve canlı yok edilmiştir. Özellikle kimyasal saldırıların gerçekleştirildiği bölgelerin doğası, toprağı günümüzde hala zehirlidir ve dirilememiştir. [6]

Güney Kürdistan Kürt siyasi hareketi baskı ve saldırılara, Irak Saddam rejimiyle savaş halinde olan İran ile dolaylı olarak da Suriye ve Libya ile işbirliği yaparak direnmiştir. Irak Saddam rejimi ise saldırılarını Amerika, Avrupa, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Ürdün ve Mısır’ın büyük askeri, maddi ve lojistik desteğiyle gerçekleştirmiştir.[7] [8] Özellikle kimyasal saldırıların üretiminde ve tedarik edilmesinde Amerika, İsviçre, Belçika, Almanya ve Fransa, Saddam rejimine ulaştırılmasında ise yine Amerika, İsrail ve Türkiye şirketleri ortak çalışmıştır.[9]  [10] [11]

Irak Saddam rejimi, iktidarı boyunca Şiiler ve Kürtler başta olmak üzere farklı kesimlere ve güçlere yönelik yürüttüğü tüm saldırılara İslami bir kılıf bulmuştur. İran’a karşı yürüttüğü savaşa ‘2. Kadısiye Savaşı’ adını veren, Kürtlere karşı yürüttüğü katliamlara da ‘Enfal’ adını veren Irak Baas rejimi gerçekleştirdiği tüm operasyonlar, harekatlar ve infazlar için özel fetvalar çıkarttırdı ve Sünni-Arap İslam dünyasının çoğunluğunun desteğini arkasına alabildi. [12]

Dönemin Baasçı Saddam kadroları bugün (IŞ)İD adı altında aynı hedeflere aynı saldırıları aynı güçlerin desteği ve işbirliğiyle gerçekleştirmeye devam ediyor.

SAMER Ortadoğu Masası  / Muhammed Cihad Ebrari

[1]  محاکمه همدستان صدام در پرونده انفال از سر گرفته شد -http://www.hamshahrionline.ir/details/12810/world/persiangulf

[2] Anfal campaign receives national day of remembrance – http://cabinet.gov.krd/a/d.aspx?s=010000&l=12&a=17470

[3] “Genocide in Iraq – The Anfal Campaign Against the Kurds” – http://www.hrw.org/reports/2006/08/14/genocide-iraq-anfal-campaign-against-kurds

[4] Genocide against women, the elderly, and children- http://www.gendercide.org/case_anfal.html

[5] G. Black, Human Rights Watch, Middle East Watch (1993) – http://www.hrw.org/reports/2006/08/14/genocide-iraq-anfal-campaign-against-kurds

[6] Halepçe ‘katliamının’ izleri – http://www.yeniozgurpolitika.org/arsiv/yazdir.php?hid=68632

[7] Arming Iraq: A Chronology of U.S. Involvement – http://www.iranchamber.com/history/articles/arming_iraq.php

[8] Potter, Lawrence; Sick, Gary (2004). Iran, Iraq, and the Legacies of War. – https://books.google.com.tr/books?id=7SzIAAAAQBAJ&redir_esc=y

[9] Halepçe Katliamında TC ve Avrupa’nın rolü – http://www.ufkumuz.com/halepce-katliaminda-tcnin-rolu-22694h.htm

[10] America Didn’t Seem to Mind Poison Gas – https://www.globalpolicy.org/component/content/article/169/36403.html

[11] Chemical Warfare In The Iran-Iraq War 1980-1988 – http://www.iranchamber.com/history/articles/chemical_warfare_iran_iraq_war.php

[12] David C. Rapoport, Some General Observations on Religion and Violence s. 122

Çağlayan eylemi, Cezaevleri ve Türkiyelileşme

Nisan 3, 2015 Yorum bırakın

Devrimci olmaya gerek yok, insani ilkeler vardır. Şunu öğrenememiş dinli-dinsiz her tür ‘devrimci’, ‘demokrat’, ilkesiz, insaniyetsizdir; velevki terör eylemi, velevki masumları hedef almış olsun, velevki eylem devrimci eylem değil derin eylem olsun, velevki eylemin devlete zarardan çok yararı var olsun, velevki eylemin de eylemcilerin de elle tutulur hiçbir yanı olmasın vs… Bunların hepsi konuşulur, tartışılmaz değildir, tartışacağız da. Ama önce, ilk sözün ‘katil devlet’, ‘katilleri açıkla devlet’, ‘yaşatmasını değil öldürmesini iyi bilen devlet’ olamıyorsa, ‘ölüm değil çözüm’ için iktidara, güçlüye, egemene baskı yapılmıyorsa ya da en azından susulmuyorsa sen de devletsin, iktidarsın, egemensin demektir. 11 Eylül’de bile ilk önce ‘katil Amerika’ diyeceksin, ‘sorumlu sensin emperyalizm’ diyeceksin. Bu ilkeli olmanın asgari karşılığıdır. Bu kadarcık ilkeli ol, sonra sever misin söver misin sana kalmış sayın ‘devrimci’.

(IŞ)İD’le kaç senedir müzakere halinde bu Ak Parti hükümeti, ‘bizi resmen tanı’ dediler iki günde tanıdılar, iki ay müzakere ettiler, ki aslında sürekli müzakere halindeler. Bu rehin eylemini (IŞ)İD yapsaydı şuan iktidar ‘hayat sözkonusu’ edebiyatları yapıyor olacaktı, şimdi ‘teröristle pazarlık olmaz’ diyorlar.
‪#‎BerkininKatilleriAçıklansın‬ dediler, devlet de ‪#‎katilibiliyorsunuz‬ ama bir kez daha gösterelim dedi ve en iyi bildiği şeyi yaptı, öldürdü.

Cezaevleri doldu taştı ama kimlerle?

15 yıl içerisinde Türkiye’nin nüfusu yaklaşık yüzde 24 artarken, tutuklu ve hükümlü sayısı yüzde 234 oranında artarak 164 bin 461’e ulaştı. Yani mevcut cezaevlerinin kapasitelerinin çok üzerinde. Ancak telaşa gerek yok, hükümetimiz 2017’nin sonuna kadar 64 yeni cezaeviyle kapasiteyi 255 bine çıkaracak.

Ha bu arada cezaevleri Balyozcularla, Ergenekoncularla, 28 Şubatçılarla, Jitemcilerle, 12 Eylülcülerle, yolsuzluk, faiz, hortumcu hırsızlarla, işkencecilerle, faili meçhullerin failleriyle vs ile dolu sanmayın. Hepsiyle ittifak kurup, anlaşıp bıraktılar, hepsiyle… Bazıları da bakanıyla, vekiliyle içlerinde zaten.

Önce ‘Türk Devleti’ Türkiyelileşsin

Türk lirası, Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Dil Kurumu, Türk Hava Yolları, Türk Tarih Kurumu, Türk Patent Enstitüsü, Türk bayrağı, Türk Standarları Enstitüsü, Türk malı, Türk Ceza Kanunu, Türk Hava Kurumu, Türk Polis Teşkilatı …
Yüz binlerce siyasi tutsağın davalarında karar metinlerinin başında kocaman harflerle yazan ‘TÜRK MİLLETİ ADINA’verilen senelerce hapis cezaları…

Anayasada 74 kere geçen Türk Devleti (‘Türkiye Devleti’nden fazla geçiyor), her vatandaş Türk’tür, Türk Milleti, Türk toplumu gibi ifadeler… Saymakla bitmez.

Önce bi TC ve milleti Türkiyelileşsin de Kürtlerin Türkiyelileşmesi sonra tartışılmaya açılsın açılacaksa.

Benim gönlüm Anadolu halklarının Anadolulaşması, Mezopotamya halklarının Mezopotamyalılaşmasından yana. Ama Türkiye Türklerin ve Kürtlerin ‘ortak vatanı’ olacaksa Kürtler ancak Kürdistanileşerek asgari barışa ve bu ‘ortak vatana’ katkı sunabilir. Bu bağlamda Türkiye ilk önce Fırat’ın doğusuna Doğu ve Güney Doğu Anadolu demeyi bırakmalıdır. Zira Anadolu’nun doğu sınırı coğrafi olarak ve binlerce senelik tarihiyle sabittirki Fırat’tır. Fırat’ın doğusu Kürdistan’dır, Mezopotamya’dır.

İlgili bir yazı: Kürdistan Kürtlerin mi?