Başlangıç > Yazılar > ‘Arap NATO’su test sürüşünü Yemen’de yapıyor

‘Arap NATO’su test sürüşünü Yemen’de yapıyor

Ortadoğu’nun sürekli dünya gündemini işgal etmesine karşın, Yemen bugün olduğu kadar Ortadoğu ve dünya  gündeminde adını çok duyurmamıştı. İç krizleri köklü ve günümüzde de canlı olmasına rağmen üzerinde yeterince konuşulmuyor ve tartışılmıyordu. Şüphesiz bunda Yemen’in Ortadoğu’nun en yoksul ülkelerinden biri olmasının etkisi çok. Ancak ne oldu da birden Suudi Arabistan öncülüğünde Ortadoğu’nun önde gelen, en güçlü ve zengin devletleri acil bir ittifak kurarak ve arkalarına da Amerika ve Avrupa gibi dünyanın önde gelen güçlerinin desteğini alarak Yemen’e yoğun askeri müdahalelerde bulunmaya başladı? Yemen’de bugün olanları tam olarak kavrayabilmek için en azından Yemen’in ve bölgenin yakın tarihine vakıf olmak gereklidir. Biz krizin aciliyetinden ötürü bu çalışmamızda neler olup bittiğine dair genel bir kanı sahibi olabilmek için Yemen’in dününe dair değil daha çok bugününe dair sıcak gelişmeleri paylaşmakla, yapılmış bazı analizleri alıntılamakla ve analizlere, öngörülere katkı sunmakla yetineceğiz.

Husiler/Ensarullah Hareketi

Öncelikle, bizim Ensarullah Hareketi olarak ifade etmeyi tercih ettiğimiz[1] ancak Husiler olarak bilinen ve Husiler adıyla her kesimde kabul gören hareketin geçmişine çok kabaca da olsa göz atmak gerekir.

Ensarullah Hareketi’nin temeli 1992 yılında “İnançlı Gençler” adı altında üniversitelerde örgütlenen öğrenci gençlerle atıldı. Gençlik hareketi kısa sürede yoksul öğrenci ve işçi gençlik arasında popülerlik kazandı. Ancak bugün yolsuzluğu bitirme, ülkedeki Amerika-İsrail etkisinin sona ermesi, adil yakıt fiyatları, ekonomik refah gibi taleplerle 20 Ocak 2015’de başkanlık sarayını ve başkenti ele geçiren ve hükümeti dağıtarak Devrimci Komite’yi kuran Ensarullah’ın asıl yükselişi, Irak işgalinin ardından ABD ve İsrail karşıtı sokak eylemlerine çağırması ardından başladı. 2003’te Irak’ın ABD tarafından işgalinin ardından Amerika ve emperyalizm karşıtı gösteriler düzenlemeye başlayan Hareket, Husiler adıyla meşhurlaştı ve 2004’te hükümet kuvvetleriyle çarpışarak silahlı isyan başlattı. Çoğu lideri öldürüldü, büyük darbeler aldı ancak tabanı genişlemeye devam etti. Yemen üzerine kapsamlı yazılar kaleme alan ve on yıllık bir tecrübeye sahip Yemen uzmanı bir araştırmacı olan Michael Horton’un Şubat 2015’te kaleme aldığı “Gerilla hareketinden iktidara: Yemen’de Husilerin yükselişi” başlıklı yazısından[2] birkaç alıntı yapacağız:

“ ‘Vadiler ve mağaralar boyunca hayaletler gibi ilerliyorlar. Tam bir yamacın üzerinde yerlerini tespit ettik dediğimiz andan dakikalar sonra bize ters istikametten ateş açıyorlar.’ 2009’da o sıralar Husiler ile Yemen hükümeti arasında acımasız bir savaşa sahne olan Haccah şehrinin kuzeybatısını ziyaret ettiğimde Yemenli bir kıdemli subay Husilerle savaşmanın nasıl bir şey olduğunu bana bu şekilde anlatmıştı. 2010 itibariyle Husiler çoğu yerde Yemen ordusunu ve Suudi ordusunun bazı unsurlarını mağlup etmişlerdi. Gerilla savaşının sırtı yere gelmeyen ustaları olduklarını gösterdiler. 2011’den beri Yemen’in içinden çıkılmaz siyasetinde yollarını bulmakta ne kadar becerikli olduklarını da kanıtladılar.”

“Marjinal bir hareket nasıl olur da Yemen’in kuzeyinin önemli bir bölümünü kontrol etmeyi ve hükümetini etkisiz hale getirmeyi başarır? Kısaca, Yemen hükümetiyle uzun süren savaşları süresince öğrendiklerini uygulayarak. Her şeyden önce, Husiler Yemen ordusunun 2014’te dağılmasından dolayı artık bolca ağır silaha erişimi olan iyi organize olmuş ve kabiliyetli bir savaş gücü. Husi liderler Yemen’de ya da en azından kuzeyinde siyasal başarının anahtarının aba altından sopa göstermek olduğunu biliyorlar. Gücü ve etkiyi sürdürmenin anahtarının eski devlet başkanı Saleh’in yaptığının aksine bu sopayı mümkün olduğu kadar dikkatli ve az kullanmak olduğunu gösterdiler. Bu amaç için, azimle Kuzey merkezli kabilelerin liderleriyle temas kurmaya uğraştılar.

Husiler ayrıca kontrol ettikleri bölgelerde güvenlik ve istikrar önlemleri alabildiklerini de gösterdiler. Husiler Sada’yı ve bir zamanlar Yemen’in kontrolü en zor bölgesi olan al-Jawf’ı ele geçirdiler ve görece bir güven ortamının keyfini sürüyorlar.  al-Jawf şehrinde, Husiler El-Kaide güçlerinin büyük ölçüde kökünü kuruttular ve şehirdeki istikrarsızlığın başta gelen nedenlerinden olan kan davalarını sonlandırmak için ise çalışıyorlar. Hızla büyüyen ve görece gelişmiş medya ağı yoluyla Husiler rutin olarak bu başarılarına dikkatleri çekiyorlar.

Bununla birlikte,  Husiler yıllardır kötüleşen hayat şartlarından ve güvensizlik ortamından mustarip olan Yemenlilerin bu büsbütün umutsuzluk halinden fayda sağlayabilirler.  Yemenli bir milletvekili şöyle diyor, ‘Yemenliler yorgun düştü. Ekonomi  bir felaket. Gün geçtikçe daha fazla insan aç kalıyor. Koşullar böyle olunca, Husilere karşı çıkanlar bile onlara bir şans vermeye hazır. Başka bir seçenekleri var mı ki? Hükümet yok, ordu yok. Husilere kim dur diyecek?’ ”

“Husilerin yetersiz donanıma sahip ve hatta zaman zaman ümidini kaybetmiş bir avuç gerilladan şu an kuzey Yemen’de geniş bir alanı kontrol eden bir gruba dönüşme serüvenleri dikkatli ve sistemli bir liderlik anlayışına sahip olduklarını ortaya çıkardı. Husilerin siyasi ve askeri zekâsını hafife almak bir hata olur. Husilerin, Yemen’i içine çekme tehlikesi taşıyan kargaşanın bir parçası olduklarını sanmak bir hata olur. Ne olursa olsun, uluslararası kamuoyu ve özellikle de batı en azından şu an için Yemen’deki en organize ve birlik içinde olan bu güç bloğuyla ilişki içinde olmak zorunda.”

Yemen’e yönelik askeri müdaheleye ABD, Avrupa ve Türkiye destek veriyor

Ensarullah Hareketi’nin tabanda geniş karşılık bulması ve askeri başarıları her ne kadar krizli olsa bile var olan dengeleri değiştirdi. En son Ensarullah’ın başkent Sana’yı da ele geçirmesi ardından Suudi Arabistan yanlısı Yemen Cumhurbaşkanı Abdurrabu Mansur Hadi[3]  dış müdahale çağrısı yaptı ve deniz yoluyla ülkeyi terk etti. Ardından Suudi Arabistan öncülüğündeki Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Bahreyn, Ürdün, Sudan, Kuveyt, Mısır ve Fas hava kuvvetlerinin oluşturduğu ittifak Yemen’i tonlarca bombayla vurmaya başladı. Saldırılara Amerika, İsrail, Pakistan, Türkiye ve bazı Avrupa devletleri destek verdi. 150’den fazla savaş uçağının katıldığı Yemen’e karşı yapılan operasyonlarda şuana kadar çoğu sivil 150’den fazla Yemenlinin öldürüldüğü ve ölümlerin sürekli arttığı bildiriliyor.

Diğer yandan Ensarullah’a yakın kaynaklar Suudi Arabistan-Yemen sınırında Ensarullah güçlerinin Arabistan’a girerek 40 kadar Suudi askerini esir aldığını ayrıca bir Suudi  uçağının düşürüldüğünü duyurdu. Hava saldırıları yoğun bir şekilde sürerken Yemen-Arabistan sınırında çatışmaların devam ettiği biliniyor.

Bab el Mendeb Boğazı

Yemen krizinde etkili olan en önemli faktörlerden biri de Bab el Mendeb boğazı. Yakın Doğu Haber sitesi, Ensarullah Hareketi’nin Arap Koalisyonu saldırısına cevap olarak Bab el-Mendeb boğazını kapatmaya hazırlandığına dair bir haber yayınladı. YDH’nin dayandırdığı haberde Ensarullah Hareketi’nin Bab el-Mendeb boğazını kapatmak için Hizbullah’ın 2006 yılındaki Temmuz Savaşı’nda İsrail gemilerine karşı kullandığı Çin yapımı füzelerden yararlanacağı öne sürüldü. Yine YDH’de yayımlanan Alptekin Dursunoğlu’nun “Yemen saldırısı bir Arap kararı mı?” başlıklı yazısında  şöyle bir yorum yapılıyor: “Yemen saldırısı kararı zahiren bir Arap kararı gibi gözükebilir; ama bu kararın oluşmasında rol oynayan akıl, gözüken o ki Ensarullah’ın Bab el-Mendeb’i ele geçirmesinden kaygı duyduğu halde nükleer müzakerelerden dolayı bu konuda ABD’den umudu kesen İsrail’e ait. İsrail basınında Yemen saldırısının stratejik önemi ile ilgili yapılan analizlerden ve ABD’nin haberdar ediliş şeklinden İsrail’in Suudilere sadece akıl değil, Washington’un onayı konusunda güvence verdiği de anlaşılıyor.”

Ensarullah ve Hizbullah liderleri net ve sert mesajlar verdi

Ensarullah Hareketi Lideri Abdulmelik Husi, saldırılar sonrası yaptığı ilk açıklamada; “Yemen devriminden ilk kaygı duyan Siyonist rejimdi. Siyonist rejim şu an Yemen’de Suudi Arabistan’la ortak çıkarlarda buluştu. Zafere kadar Suudi Amerika ile savaşacağız” dedi ve Yemen’e saldıran Arap ülkelerini Batılı güçlerin kuklaları olarak niteledi.

Lübnan Hizbullah Hareketi lideri Hasan Nasrallah ise yaptığı açıklamada Yemen’e yönelik saldırının Arabistan ittifakı tarafından “Kesin Kararlılık Fırtınası Operasyonu” olarak isimlendirilmesine atıfla “kesin kararlılığınız Filistin’de neredeydi? Suudiler İsrail’e karşı ayaklansaydı onların askerleri olurduk” dedi. Ensarullah Hareketi, ortaya çıkışı ve İran-Hizbullah’la olan yakın ilişkileri açısından Yemen’in Hizbullah’ı olarak tanımlanıyor.

Bahreyn ve Yemen’de İran ve Şii fobisi

Dış müdahale öncesi Yemen’e dair birbiriyle bağlantılı farklı seneryolar vardı. Gazeteci-yazar Fehim Taştekin Radikal’deki köşe yazısında bu senaryoları 6 başlıkta topluyor; mezhep savaşı, vekalet savaşı, çift başlılık ve siyasi bölünme, dış müdahaleyle tam kaos, Kaideleşme ve bölünme. Bu senaryoların bir kaçının ya da hepsinin bir arada sahne alması da mümkün. Fehim Taştekin’ten alıntılarla devam edelim; “Yeni Suudi Kralı Selman, göreve ya İran realitesini kabul ederek başlayacak ya da ‘Sünni Cephe’ kartını kullanıp bölgesel liderliğe oynayacaktı. O da tereddüt etmeden Selefi gibi davrandı. Bahreyn’de olası bir iktidar değişikliği İran’ın müttefik ağının genişlemesi anlamına geliyordu. Yemen’de de Amerikan-Suud düzenine karşı askeri birliklerin desteği ile kentleri ele geçiren Husilerin iktidara ortak olması benzer bir etki yaratacaktı. Ancak burada Sünni çevrelerin ‘Bahreyn ve Yemen İran’ın eline geçiyor” diye sunduğu çerçeve sorunlu.

Bahreyn halkı bölgesel hevesleri olan İran’ın yönlendirmesiyle sokağa dökülmedi, göstericiler bastırıldığında da İranlılar birilerinin Suriye’de yaptığı gibi halkı silahlandırıp isyana teşvik etmedi. Yemen’nin kuzeyindeki Husiler de İran’a arka bahçe olmak için başkent Sana’ya yürümedi. 2012’de Abed Rabbo Mansur Hadi işbaşına geldiğinden beri de sorunların hiçbiri çözülmedi.”

“Biriken İran öfkesi Yemen’in başına patladı” diyen Taştekin, Yemen’e yönelik askeri dış müdahaleyi ise şöyle yorumluyor: “Sonuçta nüfusun yüzde 70’ini oluşturan Şiilerin Bahreyn’de, yine nüfusun yüzde 40’ını oluşturan Zeydilerin Yemen’de iradelerini hakkıyla yansıtmaları İran ve Şii fobisiyle bastırılmış oluyor. Suudi Arabistan’ın bu hamlesinin İran ABD ile nükleer müzakerelerde sona yaklaştığı bir döneme gelmesi de anlamlı. Epey zamandır “Yılanın başı ezilmeli” diyerek Amerikan yönetimine baskı yapan Suudiler, tıpkı İsrailliler gibi nükleer krizi tatlıya bağlayacak anlaşmaya şiddetle karşı. Tahran’ın nükleer programı, ABD’nin İran’la diyaloga girmesi, Suriye’de ‘direniş ekseni’ni kırma hamlesinin başarısızlığa uğraması, 2003’teki Amerikan işgalinin ardından Irak’ın İran’ın etki alanına girmesi, yine Irak’ta IŞİD’e karşı savaşta İran’ın öne çıkması nedeniyle biriken Suud öfkesi Yemen’in başına patlamış oldu.”

Yazının başında belirttiğimiz gibi, hakkında çok söz söylenmemiş, ilgi görmemiş ve gündemlere girememiş olması hasebiyle yapılan hızlı ve yüzeysel yaklaşımlarla yerel, bölgesel ve küresel çaplı Yemen analizleri tam anlamıyla yerini bulmayacaktır. Dolayısıyla Yemen’in tarihsel, toplumsal, dini-mezhebi, siyasi ve coğrafi gerçeklerinin bölgesel ve küresel karşılıkları kapsamlı bir şekilde ele alınmalı, sahayla desteklenerek analizler yapılmalı, bilgiler üretilmeli, düşünceler geliştirilmelidir.

Suudi Arabistan öncülüğündeki bu Sünni-Arap gücü olarak görülen müdahalenin Yemen’in sorunlarının, diyalog, müzakere ve barışçıl yollarla çözülmesinin önüne büyük bir engel teşkil edeceğini net bir şekilde ifade edebiliyoruz. Aynı zamanda Yemen’in Somalileşmesine ve yine el Kaide’nin en güçlü olduğu yerlerden biri olan Yemen’in El Kaide, (IŞ)İD gibi yapılara çok elverişli bir zemin sunabileceğini de öngörebiliyoruz.

Ensarullah Hareketi Yemen El Kaide’siyle en etkili mücadele yürüten bir güç. Yemen el Kaidesi hatırlanacağı üzere Charlie Hebdo’nun da faili. Ancak şuan Fransa dahil dünyanın önde gelen güçleri Yemen el Kaide’sine karşı değil ona karşı en etkili savaşı yürüten Ensarullah’a karşı birleşti.

Türkiye Ortadoğu’da öncülük ve liderlik hedefinden vazgeçti

Yemen’e askeri müdahaleye destek veren Türkiye’ye gelecek olursak; Türkiye’nin bu desteğini üç nedene bağlayabiliriz. Birincisi; Türkiye bölgede İhvanı Müslimin’le yani Müslüman Kardeşlerle ittifak halinde. Yemen’in İhvanı olarak bilinen ana muhalefet partisi Islah Partisi’yle Ak Parti hükümetinin senelere dayanan köklü ilişkileri var. Islah Partisi’nin çıkarları Türkiye’nin de çıkarları olarak görülebileceği üzere Sünni Islah Partisi’nin Suudi Arabistan’ı Ensarullah’a tercih etmesi doğal olarak Türkiye’nin de Ensarullah yerine Suudi Arabistan’ı tercih etmesini gerektiriyor. İkinci olarak; Türkiye hükümetinin mezhepçi politikaları. Türkiye Ortadoğu’da Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap ittifakıyla çatışmalara varan rekabette olmasına rağmen İran ve Şiilere karşı Sünni kimliğini ön planda tutuyor ve Araplarla ortak olmaktan çekinmiyor.  Ancak ittifaka ve operasyona verilen destek Türkiye’yi bu ittifakla ortak yapacak kadar etkili ve kabul gören bir destek değil. Bu da bizi üçüncü nedene bağlıyor. Türkiye’nin Arap ittifakı için pek önemi olmayan ama Türkiye’nin kısa sürede açıklama ihtiyacı hissettiği bu destek aynı zamanda bir şeyi daha açığa çıkardı. Türkiye artık bölgede batı müttefiki, öncü ve lider Ortadoğu gücü olarak değil, batı müttefiki ve Araplarla uyumlu bir Ortadoğu gücü olarak yeniden kabul görmeye, etrafındaki kuşatmayı genişletmeye niyetli bir Türkiye olarak var olmaya niyetli.

Arap NATO’su kuruluyor ya da NATO’nun Arap gücü

Yemen’e saldırılar sürerken, saldıran taraflardan yeni bir atak daha geldi. Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el Sisi, Arap liderlerin ortak bir askeri güç oluşturma konusunda anlaştığını açıkladı. Sisi, Mısır’ın Şarm el Şeyh kentinde düzenlenen 26’ncı Arap Birliği Zirvesi’nin ikinci gününde yaptığı açıklamada, Arap liderlerin “ortak askeri güç” oluşturma konusunda fikir birliğine vardığını duyurdu.

Associated Press’in haberine göre, Mısırlı yetkililer, ortak gücün; savaş gemileri ve uçaklarınca desteklenen yaklaşık 40 bin askerden oluşacağını söyledi. Yemen’e yönelik ‘Sünni Arap’ rejimlerinin müdahalesine Arabistan öncülük ederken, ortak ‘Sünni Arap’ ordusunun çağrıcılığını Mısır’ın yapması da dikkat çekiyor.

Batı müttefiki Arapların ortak askeri güç  yapılanması ‘Arap NATO’su olarak tanımlanırken kimi çevrelerce de ‘NATO’nun Arap gücü’ olarak yorumlanıyor. Henüz yapılanmasını tamamlamayan ve resmen ilan edilmeyen Arap gücünün Yemen’de test sürüşünde olduğunu varsayarak bu gücün Ortadoğu’da İran ve müttefiklerine yönelik önemli bir yatırım ve hamle olduğu rahatlıkla öngörülebilir. Ancak Türkiye Ortadoğu’da yeniden Arap ittifakından onay almadan kendi başına hamlelerde bulunursa, Türkiye’nin Ortadoğu’daki  İhvan ve bağlantılı müttefiklerine yönelik caydırıcı bir unsur olarak kendini göstermesi de muhtemeldir. Nitekim Filistin yönetimi başkanı Mahmud Abbas El-Eyyam gazetesine yaptığı açıklamada, Arap ülkelerinden Yemen’e düzenlenen operasyonun benzerlerinin iç sorunlar ve bölünmeler yaşayan Suriye, Irak, Filistin, Libya ve Somali gibi başka ülkelere de düzenlenmesini talep ederek, “Kararlılık Fırtınası” operasyonunun Hamas kontrolündeki Gazze’ye de uzanmasını gerektiğini ima etti. [4]

SAMER Ortadoğu Masası / Haftanın Yorumu


 

[1] Yemen aşiretlerin sosyal ve siyasi hayatta en etkin ve belirleyici olduğu ülkeler içerisindedir. Husi Aşireti ise bugün Ensarullah Hareketi’ni doğuran isyanın öncü aşiretidir. Bugün de hareketin öncü kadrolarında Husiler kendini göstermektedir. Ancak ‘Husilerin siyasi örgütü’ olarak da tanımlanan Ensarullah Hareketi günümüzde Husileri oldukça aşmış, içerisinde pek çok farklı aşireti, muhalif siyasi, askeri, sivil oluşumları  barındıran bir koalisyon. Batı-Arap medyası ve siyaseti kasıtlı olarak, isyanı bir aşirete mal edip daraltmak ve Ensarullah’ın daha da büyümesinin önüne geçmek adına Husiler olarak tanımlamayı tercih ediyor.

[2] Yazı, Counterpunch’taki İngilizce orijinalinden Melis Kabay tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir.

[3]  Hadi’nin 2014 yılının Mart ayı itibariyle görev süresi doldu ancak yeni bir uzatma kararı olmamasına rağmen cumhurbaşkanlığını sürdürdü. 2015’in Ocak ayında yaşanan krizde kabinesiyle birlikte istifa eden Hadi, başkent Sana’dan Aden’e geçtikten beş gün sonra istifasını geri aldı.

[4]Hamas: “Abbas, Dünyayı Filistin Halkı Aleyhine Kışkırtıyor”

https://www.palinfo.com/site/pic/newsdetails.aspx?itemid=174284

Reklamlar
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: