Başlangıç > Yazılar > DİNCİLİK VE BİLİMCİLİK KARŞISINDA DİN VE BİLİMİN BARIŞI

DİNCİLİK VE BİLİMCİLİK KARŞISINDA DİN VE BİLİMİN BARIŞI

İslam ve özü barış olan tüm dinler bilimi hayatı anlamlandırmak için esas alır. Akletme, düşünme, sorgulama, kıyaslama, deneme-yanılma, test etme, gözlem kısacası ‘gerçek’ için bilimsel yöntemlere yönlendirme kutsal kitaplarda en çok vurgulanan esaslardır. Akleden-düşünen insanla beraber hem dinin ve hem de bilimin tarihi başlar. İç ve dış doğayı anlama, bilme ve hayatı anlamlandırma çabaları olan din ve bilim, iktidarla insanı iç ve dış doğasından koparan araçlar halini almış, din ve bilimin kardeşliği düşmanlığa dönüştürülmüştür. Oysa din bilimseldir, inanç ilk bilimsel çaba sonucu edimidir, bilim ise dinin olmazsa olmazıdır.

İslam sanıldığı gibi ‘teslimiyet’ değil kelimenin tam ve tüm anlamıyla ‘barış, barış hareketi’ demektir. İnanç bilinçle mümkündür, sorgulanmadan bilinçsizce ‘inanılan’ , kabul edilen şey barışık olunan değil teslim olunandır, saygı sevgi duyulan, sorumluluk hissedilen değil korkulandır. ‘Teslim olmak’ İslam değil ‘istislam’, teslim olan da ‘müslim’ değil ‘müsteslim’dir, ki ‘müsteslim’lik Kuran’da ‘cehennemlik’ bir tavır olarak geçer, yerilir, ‘şirkin’ belirtisidir. ‘Müslim-Müslüman’barışı yaşayan ve yaşatan demektir. ‘İslam’ ve ‘Müslim’ şekilsel, markasal, metinsel, özel değil anlamsal isimlerdir. Dinin esasında özel isme, dilci aktarıma yer yoktur. Dinin tüm kavramları –din, Allah ve isimleri, kafir, müşrik, müfsit, münafık, ahlak, takva v.d.-  yorumsal devrimle ters yüz edilmiş özüyle kavuşturulmalıdır. Zira bu tarihi yanılgı, egemen İslam’ın en büyük zehri olmuş dinin her zerresine olumsuz olarak etki etmiş ve hemen her konuda ters yaklaşıma sebep olmuş, bahane edilmiş ve ortaya kan, talan, zulüm ve sefaletle dolu bir İslam tarihi bırakmıştır. İnanç, evrensel döngü içerisinde barışıklık hallerinden bir haldir ve mikrodan makroya evrende barış ilişkileri içerisinde yeri önemlidir.

İnanç akletmenin, bilimsel çabanın meyvesidir, aklın devre dışı olduğu kabul, inanç değil dogmadır, teslimiyettir. Mesela Tanrı’ya inanmak, varlığını, insanı, toplumu, doğayı, yaşamı çözmeye, anlamlandırmaya çalışan düşünürün, evrenin bilinçli bir işleyiş içinde olduğunu (buna artık inanılmıyor, biliniyor), yaşamın bir amaca mebni olduğunu, niteliğini duyularıyla bilemediği ama aklen aşkın, bilinçli bir varlığın/canın var olduğuna inanmaktır. Bu edim insana, topluma, doğaya karşı ilişkide kendini bariz şekilde belli eder, hayata dair her konuda bir temel, bir perspektif inşa eder. Yani insan-tanrı arasında olup biten, inandım-inanmadım meselesi değildir. Dinden de özgün bir alandır inanç. (Ateist-teist tartışmalarda inanç ele alınırken dinlerin ve dinlerin kitaplarının, tanrılarının konu edilmesi temel yanlışlardandır, bilimsel değil kolaycıdır.) Maddeci, bilimci, olgucu, duyucu yaklaşımın, insanları robot geri kalanı tüketilebilir-işlenebilir meta görüp bir ekonomi modelle hayatın tüm sorunlarını çözümleme iddiası ya da kapitalizmi derinlemesine çözemeden basit bir ekonomi model olarak ele alınması şaşılacak bir durum değildir. İnsanı, toplumu, doğayı nesne gibi gören bakış açısı reddedilmeden geçmişte ve günümüzde yaşanan felaketlere çözüm geliştirilmesi, özle, insanla, toplumla, doğayla, evrenle barışın inşa edilmesi olanaksızdır. Zira mülkiyetçiliğin, tahakkümün, erkek egemenliğinin, iktidarcılığın, kabileciliğin, milliyetçiliğin ana besinlerinden olan bu yaklaşımın günümüz sorunlarındaki sorumluluk payı hiç de az değildir.

Sermaye-sömürü düzeni kapitalizmle başlamaz. Binlerce yıllık tarihe sahip, Arapçası ‘şirk’ olan, karşı din ile kendini sürekli sağlamlaştıran bu düzenin en belalı düşmanları peygamberler ve yoldaşları olmuştur. İktidarın, elit, burjuva, muhafakazar, ‘imanlı’ egemen sınıfın karşısında binlerce yıl peygamberler önderliğinde köleler, kadınlar, yoksullar, ezilenler, erdemliler isyan bayrağı çekmiş, barışa yürümüş, din ve karşı din tarihi yazılmıştır. Genel pratiğiyle özü taban tabana ters düşmüş, darbeye uğramış olsa da sesi susturulamamış doğal dini yaklaşım ve ilahi öğretiler evrensel barışın ihtiyaç duyduğu perspektifin oluşmasında, oluşturulmasında tarihsel en büyük katkıyı sunmuştur. Ancak bilimin yoz yaklaşımı bilimcilik ve dinin muharref yaklaşımı dincilik yani iki aynı putperestlik insanlığı din-bilim kutuplaşmasına itmiştir. Dini, karşı dine dönüştüren de, bilimi bilimciliğe hapseden de iktidarlaşmadır, Arapça tabirle müstekbirleşme, mustağnileşmedir.
(Nasılki  akledilmeden, sorgulanmadan, bilinçsizse ‘inanılan’ ve tapınak dininin, şirk dininin tapmaktan başka bir şeye yaramayan ve bir çok alt tanrılar yaratan tanrısı put oluyorsa aynı şekilde tarih ve toplum üstü olguculuk duyumculuk olan bilimcilik de çağdaş putperestliktir.) Bu bağlamda din ve bilim için öze dönüş, öze dönüş için de anlamsal-yorumsal devrim önemli bir ihtiyaçtır. İktidarlaşan her şey özünden ve özgürlüğünden kopar, zararlı hale gelir, en güzeller en çirkin olur.

Allah yolunun öncüleri, giyim kuşamı, yemesi içmesi gezmesi, oturup kalkmasıyla tamamen sıradan insanlardan biriyken, iktidarlaşmış devletleşmiş dinin yani şeytanın adamları halktan farklı giyim kuşamı, şatafatlı yaldızlı büyülü sözleri, yapmacık hareketleri, halktan üstün, seçkin tavırları ve söylemlerindeki din dilciliği ile kendini hemen belli eder. Aynı şekilde Allah’ın evleri sadeliği, mütevaziliği, sosyal, kültürel, politik konumlanması, mimarisiyle tam bir halk eviyken, iktidarın, devletin, hilafetin, saltanatın dininin yani şirkin yani kula kulluğun, şeytanın tapınakları ev değildir, evden çok daha üstündür(!) halk içinde istediği gibi davranamaz, konuşamaz, içinde belirli tiyatral tapınmalar ve iktidarın sözü vardır, anadil değil yabancı din dilciliği vardır, mimarisi halkın evlerinden farklı, büyük, şatafatlı, görkemli, cezbedicidir. Benzer yüzlerce önemli örnekler verilebilir, bilim ve bilimcilik arasında da işte böyle farklılıklar vardır. İktidarın kendisi için en büyük tehdit olarak gördüklerini içine alıp silahı haline getirmesi yapısı gereğidir. İnsanlığın ortak iyi ve ahlaki öğretilerinin yaşam  hali ‘din’ ne kadar iktidarlaştırılarak sermaye düzeninin en güçlü dayanağı haline getirilmişse bilim de iktidarlaştırılarak bu düzenin en güçlü araçlarından biri olmuştur. Öyleki antikapitalist mücadele bile bilimcilikle yoğrulmuş, bilimcilikten kopmayan antikapitalist hareket kapitalizme dolaylı destek sunmuştur. Kadını dinciliğin, törenin, erkek egemenliğinin baskılarından kurturmak isteyen pozitivist batı radikal feminizminin, kadını kapitalist moderniteye sunması gibi. Ya da aynen dinciliğe karşı mücadele ettiklerini sananların dinciliğin beslendiği kaynaklarla halkçılık, yerellik adına bağını koparmaması ve dolayısıyla karşı dinin hizmetinde olmaları gibi. Peygamberler elitist ve konformist (kolaycı-üstten ve korkularına halkı bahane eden) değildir. Halk adına üsttenciliğe, yukarıdan söylem ve eyleme karşı aşağıdan söylem ve eylem içindedir. ‘Aşağının’ sesi Allah’ın sesidir. İktidara karşı ilahi çözüm iktidar olmak, sermayeye karşı çözüm sermaye sahibi olmak değildir, amaç başarmak da değildir sorumluluğu yerine getirmektir.  Sosyokültürel yaşantıda toplumla beraberdir ancak halkı eleştirilemez, sorumlu tutulamaz görmez, tek bir kalıba sokmaz. (Elitistler de, konformistler de, kariyeristler de halktandır) Kuranın pek çok ayeti toplumları, çoğunluğu, halkı eleştirir, sorumlu tutar, itham eder, tavır alır, doğru ve yanlış, gerçek ve yalan konusunda tavizsiz açık ve nettir. Ben/biz biliriz kibrine karşı mücadele verir, bildiklerine ‘biliyorum’ demekten, çözümlediklerini, şahitliklerini bildirmekten, ‘bilmiyorsunuz’ demekten imtina ettirmez. Firavun ve işbirlikçilerini itham eden ilahi söylem bu bezirgan saltanatını gerçeklerden, kimliklerinden yüz çevirme pahasına tercih eden kitleye de sözünü esirgemez, müstehaksınız der. Benciliğe/bizciliğe karşı olunur ama benliğe/bizliğe kör kalınmaz, önder önderdir, bilge bilgedir, bilgin bilgindir, usta ustadır. Tüm bunlar ‘aşağı’nın saflarını sıklaştırır, bağları güçlendirir, zaten amaç büyük iş yapmak, başarmak, zafer elde etmek değildir. Barış, barış yolunun kendisidir, sevgi ve sorumluluktan başka bir azığı olmayanların amacı sürekli bu yolun yolcusu olmaktır.

Elitizm karşıtlığını kalkan bilen konformizme kaymış tavırda, halkçılık, yerellik adına yerele  ve toplumun özüne yabancı eylemler ve söylemler hemen göze çarpar, gizli elitisttir. Aşağıyla beraber yaşamı örgütleme yerine arada bir dayanışma babından tehlikesiz olan ‘aşağıya’ ziyaretler dışında yaptıkları sadece orta sınıftan aşağı ve yukarıyı kendilerince çözümlemektir. (Bu aslında her kesimde görülen orta sınıfçı hastalıktır.) Mesela dincilik kökü dışarıda, sosyokültürü ezip geçen, anadili sönümlendiren yayılmacı milliyetçi akımın ideolojisi olduğu halde popülistçe sahiplenir, uyum sağlanır, güzelleştirmelere başvurulur. Muhafazakar orta sınıfta farklılık hazzını yaşamak için popüler olabiletesi yüksek, bedeli olmayan ya da az olan birkaç kaba yaklaşımın popülist eleştirisinden geri durulmaz. Toplumsal gerçekliği olmadığı halde ‘aşağının’ değil sadece muhafazakar orta sınıfı halk ve yerli olarak gören, yaşadıkları toplumun ve dünyanın başka tüm gerçeklerine kör olan entelektüeller, ana dillerinde karşılığı var ve daha anlaşılır olduğu halde sık sık ‘din dili’ne başvurur. (Bu sözcükleri kullananların tümünü itham etmek istemem ama misal vermek gerekirse; mesela  Müslüman Türklerse ‘oy’ yerine ‘rey’ demeyi, ‘saygıdeğer’ yerine ‘muhterem’i, ‘adı geçen, anılan’ yerine ‘mezkur’u, ‘bilim’ yerine ‘ilim’i tercih ederler. Daha İslami ve bilgili konuşmuş olurlar. Orta sınıfçılık bilimsel alanda da kendini belli eder, bilimsel terimlerin kullanımında da yine yabancı sözcükler tercih edildir.) Bu daha cazibeli yapmacık söylemler bilmişlik, halkçılık gösterisidir ve asıl yerelden, özden, kökten kopmak budur.  Bunun (doğal) dinde yeri yoktur, (yapay)karşı dindendir. Aydınlanmacılığın bilimsel olmaması, karşı bilimden olması gibi. Aydınlanmacıların da dünyası seküler orta sınıftan ibarettir. Aydınlanmacılıktan çıkabilecek halkçılık ne ise iktidarlaşmış dinden de çıkabilecek halkçılık odur, sadık kalabilecekleri tek şey popüler olan, olabilen şeydir ama gerçeğe asla sadık kalmazlar.

Bilimcilik ve dincilik eril zihniyetin ürünüdür. Bilim adamları ve din adamları aynı şeye hizmet ederler. Aslında iktidarlaşmanın kendisi erkekçidir. Erkeğin iktidarı kadına sahip olabilmekle eş değer olduğu gibi din ve bilim iktidarının  da ilk hedefi kadın ve doğaya sahip olmak olmuştur. Kadına ve doğaya sahip olamayan erkeğe iktidarsız denir. Dinci geleneğin tahakkümündeki kadın ve ‘helal mal doğa’ ne kadar tutsaksa bilimci modernizmin ‘özgür kadını’ ve fabrikaya çevirmek istediği ‘mekanik tabiat’  o kadar tutsaktır, mazlumdur. Ruh, anlam, can, mana körü olan modern bilimin ve materyalist yaklaşımın çözümsüzlükleri, açmazları da kendini en çok kadın ve doğaya yaklaşımında belli eder. Oysa din ve bilimin doğayla ilişkisinin temeli aynıdır; doğa bize değil biz doğaya aitiz. Aynı şekilde karşı dinin ‘helal malımız doğa’ ile karşı bilimin ‘mekanik tabiat’ yaklaşımı arasında hiçbir fark yoktur.

Evrenin döngüsel uyumunu, işleyişini, tavaf halini göremeyen modern bilim ‘ileri, ileri’ diyerek bugün dönüp dolaşıp, doğanın tüm görünür maddi-bedeni yüzünün karşısında özünü oluşturan ruhu, canı, manayı, bilinci muhatap almak, görmek zorunda kalmıştır, kalmaktadır. Ve bu gerçekliklere kör kalınarak nelerin kaybedildiğinin farkına varılmıştır/varılmaktadır. Madde ve mana  ayrıştırılamayan, bölünemeyen bir bütündür. Farklılıkların hatta bazen çelişkilerin uyumu, yani evrendeki farklılıkların birlik/vahdet sistemidir. Varlık maddi ve manevi birliğiyle varlıktır. Tarihte ana-kadınla varoluşunu anlamlandıran toplumsal düzenlerin temelinde ruhu tanıyan, canlı doğa anlayışının olması da tesadüf değildir.

Kuşatıcı ve bütünsel olmayan bir barış, barış değildir. Mikrodan makroya bir bütünlük ve aitlik bilinciyle gerçek barış inşa edilebilir. Varlığı maddeye, metaya indirgenen robot insan, robot doğa anlayışı kapitalizmin, endüstriyalizmin, erkek egemenliğinin şahlanmasında aktif rol oynamıştır. Mal-meta, mekanik muamelesi gören insan ve doğanın tüm değerleri acımasızca tüketilmekte, tüketildikçe tükenmektedir. Kapitalizmin canlıya özellikle de doğaya ve kadına dair paradigmasıyla antikapitalist harekete büyük ölçüde etki etmiş bu yaklaşımın paradigması özdeştir, aşılması gerekir. Materyalizme, bilimciliğe, ilericiliğe, aydınlanmacılığa sadık kalarak özgürlüğün esasına inebilmek çelişkiden ibaret olacaktır. Önce bu iktidar aygıtı prangalardan kurtulmak gerekir.

Sadece yeryüzü değil tüm bir evren döngü içerisindedir. Elektronlar döner, su, toprak döner, gezegenler ve galaksiler döner. Yaşamın sembolü ve yolu döngüdür. (Müslümanların anlamından tamamen kopardığı hac; özünde eşitlikçi doğal toplum amacından başka bir şey taşımayan, insanlığa bu döngüyle (tavaf) evrensel barışa, döngüye uyum sağlamayı hedef gösteren bir eylemdir) Kadında biyolojik olarak bu döngü aylık kanamalarla, yaratıcı doğal yaşam akıntısına uyum haliyle belirgindir. Doğrusal akıl, mekanik akıldır,  merkezcidir, duyumcudur, hep ‘ileri’ der, erkek doğrusal akla daha çok yatkındır. Kadın döngüsel akla yani doğanın, evrenin aklına, bilincine yatkındır, çözümü yaşamın, doğanın içinde arar. Tüm yönleriyle öze dönüşçü/hanif olmak gerekmektedir. Öze (iç ve dış doğaya) dönüş, ekonomi modellerle değil, ahlaki-politik dönüşümle, ahlaki dönüşüm doğaya dönüşle, doğaya dönüş ana-kadın toplumun inşasıyla mümkündür. ‘İlericilik’le ilerlenemez.

Dinler yeryüzünü cennete/barış yurduna dönüştürenlere cennetlik, cehenneme dönüştürenlere cehennemlik der. Mesaj bu kadar basit ve nettir. Din de bilim de bu amaca mebni araçlardır. Kapitalist modernite karşısındaki güçler karşı din ve modern bilimle hesaplaşarak din ve bilim hakikatininin bilinciyle oluşturulan yeni bir paradigmayı hep beraber sahiplenmeli, beraber geliştirmelidir.

Muhammed Cihad Ebrari – Demokratik Modernite Dergisi 10. Sayı (Ortadoğu’da İnanç Gerçeği ve Demokratik Modernite)

Reklamlar
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: