Başlangıç > Yazılar > Konca Kuriş’siz 8 Mart ve 25 Kasım olur mu?

Konca Kuriş’siz 8 Mart ve 25 Kasım olur mu?

– 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü.

– 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü.

-Bugün Konca Kuriş’in adı nerelerde, kimler tarafından anıldı ya da anıldı mı bilmiyorum. Ama hakkıyla anılmayacağını, anılmadığını biliyorum. Oysa Mirabal Kardeşler’in bu topraklardaki karşılığı Konca Kuriş’tir.

-“İslam düşmanı ve laik-feminist Konca Kuriş, Allah ve Kuran-ı Kerim karşıtı fiilleri ve söylemleri nedeniyle, Hizbullah savaşçıları tarafından kaçırılarak üslerimizde sorgulanmıştır.” şeklindeki (IŞ)İD’imsi bir açıklamayla, Hizbulkontra tarafından kaçırılan Kuriş’in işkenceler ardından katledildiği öğrenildi.

-Kuriş’in katilleri 2011 yılında zaman aşımından dolayı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldılar, zafer edasıyla konuşmalar yaptılar, yurtdışına kaçtılar ve örgütlerinin başına geçirildiler. Katillerinin kayıt altına aldığı işkenceli sorgu ve itiraf(!) görüntülerini polis bile izleyememiş! Kayıtlara yayın yasağı konuldu.

-Konca Kuriş’in resimlerini bugüne kadar sadece Cumartesi Anneleri’nin ve Barış Anneleri’nin ellerinde gördüm. Yine zamanında kendisinin de yakın temasta olduğu bazı feminist ve kadın özgürlükçüsü grupların ve birkaç Müslüman kadın arkadaşının adını zikrettiğini duydum. İslami camia zaten öldürülmeden önce Kuriş’i toprağa gömmüştü.

-Konca Kuriş günümüzde bile Müslümanların söylemeye korktuğu gerçekleri ve tartışmaya açtığı radikal tezlerini korkusuzca ifade etti, ‘barış için kadın’ mitinglerinde yer aldı. ‘Dinen de fıtraten de kadın-erkek eşittir’ diyen Kuriş’in Kuran’da kadın haklarına dair yaptığı çıkışlar sadece erkek dincileri, erkekçi dinciliği değil bir bütün erkek egemenliğini ve iktidarını sarsıcı güçteydi.

-Konca Kuriş Türkiye’de feminist olduğu ve kadın özgürlük mücadelesi verdiği için öldürülen ilk ve sanırım tek kadın. Ama öldürüleceğini bile bile mücadelesinden ödün vermeyen Kuriş sadece feminist değildi, başörtülü ve kendi ifadesiyle ‘imanlı feminist’ bir Müslüman kadındı. İşte bu yüzden devrimci olmaya layık görülmeyerek, feminist olduğu için maruz kaldığı şiddet dahi görmezden gelinerek hakkıyla anılmadı, anılamadı ve maalesef hala anılmıyor. Ondan sonra ‘adaletten, özgürlükten yana başörtülü kadınlar nerede’ diye soruluyor.

-Anadolu, Mezopotamya ve Ortadoğu’nun yani yaşadığımız coğrafyanın binlerce senelik tarihinde kadın özgürlük mücadelesinin öncülüğünü yapmış, büyük bedeller ödemiş nice kadın devrimci, öncü var. Ama bu toprakların çağdaş devrimciliği yüzünü hala kendi coğrafyasına, tarihine, toplumuna çeviremiyor. Öte yandan devrimcilik tarihini 200 yılla sınırlamaya ve Ortadoğu’yu bir bütün dışlamaya devam ediyor. Yavaştan bir değişim, gelişim var ki o da Kürt özgürlük mücadelesi ve Kürt kadın hareketi sayesinde.

-Hem yaşadığı toplum içerisinde kadın mücadelesini sürdüren hem de halkına işgalcilere karşı komutanlık yapan Deborah’ı, Firavun’a karşı başkaldıran, işkencelerle öldürülen asi kadın Asiye’yi, türlü şiddete ve saldırılara maruz kalma pahasına dinci erkekçiliğe karşı en amansız mücadeleyi yürütmüş Meryem’i, Kerbela’nın çığlığı Zeynep’i ve daha bir çok halktan ve inançtan örnekliği anmadan, görmeden, anlamadan mı bu topraklarda kadın mücadelesi yürütülmeye devam edilecek? Bu tarihi bilmeden, anmadan Ortadoğu’nun özgür kadın hareketini inşa etmek ne kadar sağlıklı olabilir?

-8 Mart ve 25 Kasım bu coğrafyada ilk önce Konca Kuriş’lerle sembolleştirilmelidir. Kadına şiddete karşı feminist, sosyalist, anarşist, liberal, demokrat ama öncelikle Müslüman kadınlar bu yönde girişimlerde bulunabilir.

-Artık 8 Mart’larda 25 Kasım’larda 28 Şubat’ların da konuşulmasının, Mirabal Kardeşlerin Konca Kuriş’le anılmasının, Sakineler’le, Rosa’larla, Zilan’larla, Deborah’ların, Meryem’lerin, Zeynep’lerin buluşturulmasının, Rojava’dan Kerbela’yı selamlamanın zamanıdır. Yani önce yanımızdakileri görme, tarihimizi bilme, coğrafyamızla da barışmamızın zamandır. Mücadelenin doğru yöntemi de budur, mücadeleyi halklar ve tarihle buluşturacak olan da budur.

Farkında mıyız bilmiyorum ama;

– İnsanlık tarihinin en güçlü kadın hareketi (niceliği, niteliği, ilk kadın ordulaşması, ilk kadın ajansı vs) insanlığın ve kadının en güçlü ve ilk vurulduğu, düşürüldüğü Ortadoğu’da yaşam buluyor.

– Tarih boyunca kadının en çok vurulduğu ve -daha önemlisi- vurduğu bir mekan ve zamandayız. (IŞ)İD ve AKP tarihe en çok kadın öldüren savaş gücü olarak geçerken -ya da geçmek zorunda kalırken- karşısındaki kadınlar da tarihte iktidarın erkeğine en güçlü vuran kadın gücü olarak yer alıyor.
– Doğrusuyla, yanlışıyla, eksiğiyle,  binlerce kadını bedel vermiş böyle tarihi (gerçekten tarihi) bir kadın hamlesi batı kadınlarının ‘marjinalliği’ kadar gündem olamıyor. (Bunu sadece Ortadoğu, Kürdistan, Türkiye için değil tüm yeryüzü için söylüyorum)
-Jineoloji -yayın hayatına başlayan dergisinin haberleri dışında- bugün ne kadar dillendirilecek, tartışılacak mesela? Doğmaya çalıştığı coğrafyada dahi Feminizmin onda biri kadar tartışılıyor, konuşuluyor, gündemleştiriliyor. Bu tartışmalarda esasında kadın hakikati ve bilimi formuyla, farklılığıyla değil daha çok var olan Feminist söylem ve düşüncelerin sınırlarında yürütülüyor.
Bunları haddim olmadan ifade ediyorum, çünkü Kuriş neden, hangi alt bilinçle hak ettiği değeri görmüyorsa Kürdistan kadını, doğu kadını ve hareketi de bu zihniyetten kaynaklı görmezden geliniyor ya da küçük görülüyor, yönlendirilmeye çalışıyor, yönlendiriliyor, etki etmesi gerekirken etkileniyor.
‘Genel ahlakçılığa’ karşı çıkma adına ahlak düşmanlaştırılıyor, kadını  sadece anne ya da ‘karı’ olarak görenlere karşı çıkma adına analık, eşlik aşağılanabiliyor, muhafazakarlığa karşı çıkma adına teşhircilik, pornoculuk, özgürlük adına sınırsızlık dayatılıyor, kadını çiçek bilenlere karşı çıkma adına kadın ve doğanın özdeşliği yok sayılıyor, kadın ve doğa mücadelesi ayrıştırılıyor vs… (Ki genel kabullerin aksine aksine  insanlık krizlerinin kökeni ve kaynağı ne sınıf ne de kadın-erkek ilişkilerine dayanıyor. Doğrudan kopuş doğadan ve doğaldan kopmayla başlar. İnsan-doğa ilişkilerindeki ait olma ilişkisi sahip olma ilişkisine sapmasıyla bu ilişki biçimi erkek-kadın ilişkisine taşınır. Yani özgür doğada doğal yaşam olmadan özgür kadın da özgür toplum da mümkün değildir.) Konumuza dönecek olursan; yani gelenekçilikten kaçma adına yine kadın düşmanı olan erkekçi iktidarcı modernizmin öncü gücü olunuyor.

Konca Kuriş şahsında kadına karşı çok yönlü şiddet ve saldırılara karşı direnen, kadın hak ve özgürlükleri mücadelesinde büyük bedeller ödeyen tüm kadınları rahmetle, saygıyla anıyor, bugün dünyanın dört bir yanında evlerde, okullarda, sokaklarda, dağlarda, köylerde, zindanlarda, cephelerde bu mücadeleye ses veren tüm kadınları selamlıyorum.

Kadınlar, ana kadınlar, emekçi kadınlar, çocuk olamayan kadınlar, tecavüze uğrayan kadınlar, okuyamayan, okutulmayan kadınlar, dövülen, öldürülen kadınlar, cariye kadınlar, taşlanan, yakılan kadınlar, direnen kadınlar, tutsak kadınlar ve gerilla kadınlar, savaşan ve düşen kadınlar.
Özgür doğa, özgür kadın, özgür toplum!
Jin jiyan azadi!

Reklamlar
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: