Arşiv

Archive for Mayıs 2014

Polise direnmek dinen caiz değil mi?

Mayıs 23, 2014 Yorum bırakın

– Evrensel insan hakları ve islamın tüm yorumlarına, mezheplerine göre şiddete başvurmadığı halde şiddete, fiili saldırıya maruz kalanların maruz kaldıkları şiddet derecesine göre eşit şekilde karşılık verme hakları, kısas hakları vardır. Hatta bu saldırganlık bireye ya da bir harekete-gruba yönelik değil de halka-kitleye yönelikse bu hak olmaktan çıkar görev olur, farz olur. Bu evrensel insani ve islami olarak tartışmasız nefsi müdafaa denilen öz savunmadır.

– İktidarın diline doladığı ‘büyük oyun’, ‘uluslararası komplo’, ‘faiz lobisi’, ‘kin ve nefret odakları’ ‘halkı birbirine kırdırmak isteyen güçler’ ‘ölümlerden medet umanlar’, ‘provakasyon’, ‘kışkırtma’ vd hepsinin gerçekliği vardır ama bu oyunun oyuncuları halk ve direnenler içinde değil iktidarın, devletin kendi içindedir. RTE’nin bugünkü ifadeleri ‘asmayalım da besleyelim mi’ karanlığından daha karanlıktır.

– ‘Büyük oyun’u bozmak için hükümet derhal şiddet ve ötekileştirme dilini terketmeli, polisleri Okmeydanı gibi sicillerinin daha bozuk olduğu yerler başta olmak üzere insanlık suçu işledikleri yerlerden çekmeli, şiddete başvurulmayan gösteri-yürüyüşlerde polisle halkı karşı karşıya getirmemelidir. İktidar bunu yapmıyorsa bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yaşanan ve yaşanacak tüm olumsuzlukların en büyük sorumlusudur. O ‘büyük oyun’u bozmak için yapılacak tek  şey kalır geriye o da hükümetin yapmadığını halkın kendisin yapmasıdır yani polisleri sokak ve mahallelerden def etmektir, direniştir. Aksi takdirde gidişat çok daha kötü olacak.

– Gezi dahil olmak üzere Gezi’den bugüne kadarki sistem ve iktidar karşıtı hemen hemen tüm gösteriler (yüz kişilik olanından yüzbinlerce kişi olanına kadar) polis müdahele etmediği takdirde en ufak olay yaşanmadan, gösteri-yürüyüş, basın açıklamaları gibi demokratik çerçeveler içerisinde gerçekleştirilmiştir, gerçekleştirilmektedir. Gezi bunun en açık örneğidir. İlk günlerde olayların büyümesini tetikleyen en önemli etkenin polisin gereksiz ve aşırı şiddeti olduğunu hükümet çevreleri bile ifade etmiştir. Bu ifadelerin kendisi bile polise yani iktidara karşı direnişin insani ve islami meşruiyetini açıkça göstermektedir.

– Madem ‘büyük oyun’, ‘uluslararası komplo’, ‘dış güçlerin darbe planları’ vardı Gezi’de. Daha ilk günlerden ‘Gezi Parkı’yla ilgili kararımızı verdik ve uygulayacağız, hadi ellerinden geleni yapsınlar’ diyerek, gururunun kölesi olarak restleşmek yerine ‘biz daha güzel bir İstanbul, daha güzel bir Taksim için sizler için bu projeleri düşündük, hayat geçirmek istedik. Madem Gezi Parkı ile ilgili bir kesimin ciddi bir hassasiyeti var, ben ülkemizin tüm kesimlerinin başbakanıyım, bu hassasiyeti görmezden gelmeyiz Gezi Parkı’na ve ağaçlara dokunulmayacak, bunu temin ederim’ deseydin, bu iki cümlenle eylemler iki saatte biter, hem oylarına oy katar hem saygı görür hem o ‘büyük oyunlar’ın oyuncusu olmaz hem de daha önemlisi onca genci katletmemiş, yüzlercesini yaralamamış, sakatlamamış, kör etmemiş olacaktın.  Ama yaptın ve yapmaya devam ediyorsun.

– Hukuk dışı bir eylemsellik olmadığı halde, kimseye bir zararı dokunmadığı halde gösterilere sınırsızca ve düşmanca saldırganlık gösterenlere –ki hele hele bu devlet güçleriyse- tepkisiz kalmanın, kendini savunmamanın ne insanlıkta ne din-imanda yeri yoktur.

– Devletin kasıtlı olarak Alevileri hedef seçtiği doğru değildir. Elbette iktidarın Alevilere karşı tutumu iç ve dış politikalarda açıkça ortada. Ancak kaybedilen, yaralanan, tutuklanan canların çoğunun Alevi olmasının sebebi daha çok Aleviler’in direnişteki öncülüğüyle ilgili.  Muaviye ve Yezid’i iyi tanıdıkları için AKP zihniyetinin tarihsel kodlarını en iyi çözümleyenler çoğunlukla Aleviler. Bu zihniyetin geçmişini iyi bilenler, geleceğini de iyi görebildikleri ve bu gidişata ‘dur’ demenin önemine vakıf olabildikleri için Alevi mahallelerinde direniş daha güçlü oluyor. Alevi mahalleleri dışında da direnişin en önlerinde yer alanlara, barikatlara, ilk öne atılanlara bakarsanız çoğunun örgütlü-örgütsüz AKP zihniyetini iyi tanıyan Aleviler ve TC’yi çok yakından tanıyan Kürtler olduğunun farkına varırsınız.

– Bu şiddet, karmaşa, nefret sarmalına bir son vermek çok basittir ve iktidarın elindedir, hükümet kolaylıkla sokaklardaki, mahallelerdeki ateşi söndürebilir. Bir kez daha ifade edilmeli ki bu yoldan imtina eden, ateşe benzinle giden, hatalarına hata ekleyen hükümet hangi kesimden olursa olsun sokaklardaki her ah’ın baş sorumlusudur.

Kategoriler:Yazılar Etiketler:, , , , , , , ,

Soma katliamı ve din, kader, fıtrat üzerine

Mayıs 16, 2014 1 yorum

540035_10150823654313091_323994405_n

– Madenlerin açılması? -İhtiyaç.
– Patronların ve işçilerin sosyal, maddi, manevi arasındaki uçurum? – Takdiri ilahi.
– Ateş, gaz, duman, karbonmonoksit, patlama…? -Hepsi doğa-fizik kanunları, elden ne gelir, bu işin fıtratı bu.
– Köylerin kökünün kurutulması, tarımın, üreticiliğin kasten bitirilmesi, kentlere hapsolmuş tüketici toplum? – Kalkınma, medeniyet, ilericilik.
– Üç kuruşa bir ömür? – İmtihan, Allah’a isyan etmemek lazım.
– Yaralı adam sedye kirlenecek diye korkuyor, sedyeden değersiz görüyor kendini? – O vatana millete devlete içten bağlılık, örnek almak lazım.
-E yüzlerce ölü? – Kader.
– Peki ihmal, sorumsuzluk? – Hepsi mevzuata, kanuna uygun.
– Bazıları öyle demiyorlar ama neye inanacağız? -Kazaya ve kadere inanacaksınız, iman, İslam bu!
– Ne yapacağız? -Dua.
– Ne yapmayacağız? – Siyaset, muhalefet, isyan.Bir yas tutalım, bir Fatiha okuyalım önce, ölümleri siyasete alet etmeyelim.

İşte “ŞİRK” VE “KÜFÜR” dini tam ve tüm halleriyle ancak bu kadar gösterir kendini, ki Soma katliamında bir kez daha gösterdi. İnkar (küfür) ve kula kulluk (şirk) bir iktidar üzerinde ancak bu kadar tecelli eder.
Kuran’a gelince; dinin ya da inancın siyasileştirilme çabaları da, siyaseti dinsizleştirme ya da inançsızlaştırma çabaları da şeytan işidir. Ve her an hele hele toplumsal olan her mesele tam da siyaset zamanıdır.  Siyaseti ibadet, ibadeti siyaset olan inanç adına “yas tutun, dua edin, siyaset zamanı değil’ diyenler açıkça nemrut, firavun, ebu lehep, muaviye, yezid geleneğinin temsilcileridirler. Yas tutun, dua edin, soğukkanlı olun diyenlere; yas değil hesap sorma zamanı olduğunu, duanın eylem olduğunu ve bunca ölüm varken ancak seri katillerin soğukkanlı olabileceğini söyleyin!
* * *
Tanrı’nın yarattıklarını, doğayı, doğalı talan etmek, alt-üst etmek, yok etmek, bozmak, patlatmak; medeniyet, kalkınma, ilericilik, vatanseverlik, dine millete bağlılık oluyor.
Devlet, kapitalizm, neo-liberalizm yapılarına, yapaya, yapmacığa, ilahçılık eserlerine, yani putlara saldırmak; vandallık, marjinallik, çapulculuk, din düşmanlığı, vatan hainliği, terör oluyor. 
 * * *
Kapitalizm, devlet, AKP, mevzuat, şirket, taşeron, özelleştirme vd sorgulansın da HES’ten, nükleerden farkı olmayan madenciliğin kendisi de, zihniyeti de, ‘sonsuz ihtiyaç’cıların köklü tarihi de biraz sorgulansın. İnsanlık madenlere muhtaç mı? Yeryüzünün üstünde cennet gibi yaşam varken binlerce sene önce yerin dibini madenci kölelere, yeryüzünü de tüm insanlığa, canlılara cehennem eden bu zihniyet köklerinden yok edilmelidir. İhtiyaçlar sınırlı, arzular sınırsız, rızık evrenseldir. Kalkınmacılık, bilimcilik ihtiyaç değildir, ihtiyaç duyduğumuz doğal sürdürülebilirlik doğada ve döngüsünde, yeryüzünün ilk halinde mevcuttur. Doğadan koparan her sistem, her ideoloji, her ‘izm’ batıldır.
* * *
Katliamlara, cinayetlere “kader”, “takdiri ilahi”, “doğal”, “fıtri” diyenler katildir. Katliamlara “kader” diyenleri Kerbela’dan hatırlıyoruz.
* * *
Daha önce de “kader” diyen RTE açık suçluluk psikolojisiyle katliamı AKlayarak yaptığı açıklamada cinayetler için yine Allah’a iftira atarak “doğasında var, fıtri” dedi. Kuran “Zulmünü Allah’a yakıştırandan, yalanına Allah’ı alet edenden daha zalim kim olabilir” der. Kitaba, Allah’a en büyük hakaret, saldırı ve iftira budur.  Kapitalizmin, sermayenin, karcı sistemin, kalkınmanın, endüstriyalizmin doğası, fıtratı olmaz. Çünkü yapaydır, yapısı gereği yaşamın doğasına aykırıdır, sömürür, öldürür, bozgunculuk yapar, talan eder.