Başlangıç > Özgür İnsan Günlüğü > Özgür İnsan Günlüğü – 17 Eylül Cumartesi

Özgür İnsan Günlüğü – 17 Eylül Cumartesi

Güne Tanrı’ma secde ederek, hiç kimseye bugün de başımı eğmeyeceğimi ikrar ederek başlıyorum. Gökyüzü aydınlanıyor. Türlü türlü böcekler saklanıyorlar artık. İlk defa burada gördüğüm farklı böcekler var, ilgimi çekiyor, inceliyorum. Yok yok yemek için değil : ) Açım, hem de çok açım genellikle ama henüz böceklerin yaşam hakkını gasp edecek kadar kadar değil. Hala çok kirliyim ve elbiselerim çürüyor gibi. Ama temizlensem ve temiz elbiseler giysem bile temizlik konusunda ancak % 50 gibi bir verim sağlanır. Bu ortamda, bu koşullarda, bit pire içinde  iki haftada bir yıkansan elbise değişsen ne yazar. Bu arada dün nihayet nevresim takımı getirdiler bana. Unutmuşum yazmayı. Beyaz ve kefen kumaşından oluşuyor bu nevresim takımı. Neden diyeceksniz, çünkü odamıza ve üzerimizde uygulanan ‘yaşayan ölü’ politikasına uyum sağlaması için. Zaten yazacaktım yeri gelmişken bunu da belirteyim. Tavan tam anlamıyla bir tabutu andırıyor, andırmaktan ziyade bildiğin tabut ama betondan. Yatıp kalkarken kendini sürekli tabutta hissediyorsun, bakıp bakıp gülüyorum.

***

Artık zindanı akademiye çevirmenin vakti. Planlı olmalıyım.

***

Dişimi fırçalayacağım önce, unutuyorum hep. Sonra da gökyüzüne uzanacak ve ‘zafer barışındır’ diyecek sağ elim, kınalı elim.

Bu arada Metris’te hücredeyken hapishane koşullarına kavuştuğumda  az da olsa içeri kına sokabilme ihtimalini düşünüyordum. Şu an o ihtimali düşünmeye bile gülüp geçiyorum : ) Kalem-kağıt zor zor alıyoruz, kitap için ne mücadeleler veriyoruz kınası kaldı : )

Söz uzadı ama laf lafı açıyor. Son olarak yine Zeynep’le görüşte anlaştık ben çıkana kadar o serçe parmağını kınalı tutacak benim yerime, biraz olsun rahatladım. Üzülüyorum, parmağım 10 senedir nice savaşlar, afetler atlattı ama kınasız kalmamıştı. Tırnağımın ucunda, yarısından daha az bir kısmında kaldı kına. 1-2 haftası var.
Bu sefer bıraktım kalemi.

Tutsaklık ekin zamanı, ne kadar ekersen hasat zamanı o kadar biçersin.

***

Güzel bir şey oldu; öğle arası havalandırmaya çıktığımda betonların ortasında ufak yeşil bir yaprak çıkmış. Artık hergün damla damla sulayacağım : )

***

Saçlarım çok kötü dökülüyor günlerdir. Bir ay daha böyle giderse kestireceğim maalesef. Sakal yolmalarım hiç durmadı zaten, saç-sakal gidecek sanırım.

***

Kalemi bu kadar fazla kullanacağımı hatta kalemler bitireceğimi hiç düşünmezdim. Klavyeye ve tuşlara o kadar çok alışmışımki. Hatalı yazdığımda elim silecek bir tuş arıyor ama yapacak tek şey üstünü karalamak. Ya da aklıma gelen bir şeyi daha önce yazmış olabileceğimden şüphelenince ellerim ctrl-f arıyor, ama yapacak çok bir şey yok saksıyı çalıştıracaksın. Yazımı eskiden kendim dahil kimse okuyamıyordu ama geliştirdim tabiî ki zora düşünce, belki hala kimse okuyamaz ama ben okuyabiliyorum. : )

***

Sigaraya dur diyorum. İradeyi güçlendirmek için güce güç katmak için taviz vermeyeceğim. Katkı sunmadığım aileme sigara için yük olamam. Zaten kalem-kağıt dışında bir şey alamıyoruz, para kabul etmeyeceğim artık. Görüşlere de ayda bir gelsinler, kapalı görüş zaten diğer üçü. O kadar yol gelecekler, iki saat sürüyor sanırım, bir de yol masrafları. Bir aylık kira çar çur oluyor. Görüş sabah 9-10 arası olduğu için sabahın köründe yola çıkmaları araç bulmaları gerekiyor koştura koştura ki çok zor. Ne için; yarım saatlik cam ve parmaklık ardı telefonlu görüş için. Bu, şehirden uzak, kırsal alanda bulunan ve içindeki tutsakların ailelerinin hepsinin şehir dışından hatta çoğunun bölge dışından geldiği hapishanenin görüş saatinin 8 değil de 9 olmasına çok şükretmeli ve yönetime teşekkür etmeliyiz!

***

Tapınıyorum, kıbleyi nerden biliyorsun diyorlar. Kıbleme yönelişimden dolayı buradayım zaten, biliyorum merak etmeyin dedim. TEM’deki hücremde secdedeyken polis geldi. ‘Kılma kılma kıble tam tersi’ dediğinde ‘aynı kıbleye yönelmediğimize sevindim’ dedim. Hücredeki kamerayla her saniyemi takip ediyorlardı. Adli tıpa giderken birbirimize girmemize ramak kalmış polisle tartıştığımız ve o çok dindar polisin ağza alınmayacak küfürlere sarılarak tartışmayı tehditle sürdürdüğü önemli konu da ‘namaz’dı. Namazınız batsın!

Metris’te gardiyana kıbleyi sorarak hata yapmıştım zaten. (Kendim için değil Tarık için sormuştum aslında) ‘Türk’ ve ‘Müslüman’ olduğumu öğrendikten sonra ilişkilerinde biraz daha dikkatli olmaya başlamış, samimileşmiş ve yumuşamışlardı. ‘Terörist’ler içinden bile ‘Türk-müslüman’a ayrım yapıyorlar. Burada da böyle bir iğrençlik görmek istemiyorum, zaten sınırdayız, her an her şey olabilir.

Zalimler, firavunlar, haman, Karun ve yandaşları kendileriyle baş başa kaldıklarında ‘vay be biz ne kadar suç işledik, ne kadar kötüyüz, şunlara biraz daha zulmedelim’ gibi hem suçlu hem mağrur düşünceler içinde değillerdir. Hepsi kendilerine göre haklıdır, doğru olanı yapıyorlardır, onlar çok şey biliyorlardır. Tasavvurları çarpık, muhakeme yetileri amuda kalkık durumdadır. Aynı durum egemen toplumun bireyleri için de geçerlidir. Nitekim Metris günlerinde bu defterde sözünü ettiğimiz lümpen, entel(lektüel), kitapperest, çok araştırmacı çok bilmişçiler bu sınıfa mensuplardır. Aklı alınmış beyincikleriyle empati yaptıklarını, objektif olduklarını, belgelerle konuştuklarını ve rahat evlerinden işyerlerinden, okullarından, sosyal ortamlarından, kafelerden ve bilgisayarlardan gerçekleri daha net kavrayabildiklerinden emindirler. Oysa popülarite tek amaçları popülizm tek tanrılarıdır. Masum olduklarından ve iyi insan olduklarından hiç şüpheleri yoktur. Bugün küfredip, iftiralara aldırıp, yüzlerine bakmayıp,  on sene sonra övecekleri, şakşakçısı olacakları çoktur yani. Zavallı korkak, toplum tapıcı egemen piyonları…

Sayfalar doldu iyice, yazacak sayfa da kalmayacak. Umarım yarın sayfalara yazacağım son yazılarımı yazarım ve pazartesi günü Metris defterimi alır ve oradan devam ederim.

***

Hafta sonları çok sakin geçiyor, gardiyanlar az, sorun az. Sayımlara gelip gidiyorlar işte.

Burası çok sessiz, Metris gibi şehirde değil. Metris’te araba ve uçak sesleri hiç durmuyordu. Burada sessizlikler sadece saldırılarda bozuluyor.

***

Uykum yok ama uyumalıyım, sayımda uyanık olmak gerekiyor çünkü, uyandıktan sonra yarım saatlik bir uykudan uyanmış olsam bile uyuyamıyorum bir daha. ‘E gün boyu işin ne uyursun’ deme, artık planlı programlı yaşıyorum, bozmam. Her anımı doldurdum. 24 saatin 7 saati boş. O da uyku, yemek ve voltayla gidiyor. Huzurluyum, bu günler için ne kadar şükretsem az.

***

Uyuyorum can, iyi geceler…

Reklamlar
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: