Başlangıç > Özgür İnsan Günlüğü > Özgür İnsan Günlüğü – 15-16 Eylül

Özgür İnsan Günlüğü – 15-16 Eylül

Bugün 15 Eylül Perşembe,  saat 11

Daha önce Salı gününe ait Özgür Gündem Gazetesi geldi çatıdan, okudum. Benle ilgili yapılan basın toplantısının haberini gördüm. Dava sürecini etkileme şansı çok az olsa da barış talebinin zindanlara mahkum edilmesine karşı anlamlı bir tepki olarak önemli benim için. Daha önce de belirttiğim gibi derdim/davam Muhammed Cihad’ın özgürlüğü değil, barışın özgürlüğü. Barışın özgürlüğü bağlamında böyle anlamlı bir tepkiye vesile olmam huzuruma huzur katar. Hapisteki en mutsuz ama en huzurlu günlerimi geçiriyorum. Nitekim asıl ve gerçek olan huzurdur, mutluluk değil.

Aklını kullanan, büyük işler yapmanın değil gerekeni yapmanın derdindedir. Büyük işler peşinden koşan büyük işler başarsa bile tattığı mutluluk onu asla tatmin edemez. Ama doğru olanın gerekeni yapmak olduğunu bilenler ve gerekeni yapanlar fazlasıyla tatmin olur ve huzur bulurlar. Buna rağmen Tanrım mutluluğu da yaşattı dönem dönem. Şükrettim. Ama çok mutlu olduğumda tedirgin olur, biraz huzurum kaçar olurdu. Aşk ve sevgi gibidir mutluluk ve huzur. Aşk ve mutluluk film gibi sahte ve soyuttur, izler ve avunmaya çalışırsın ama asla tatmin etmez. Sevgi ve huzur gerçektir, yaşarsın, tatmin olursun. Mutluluğunu elinden alabilirler ama huzurunu alamaz bilakis çabalarıyla huzuruna huzur katarlar. Böyle bir saadet için yapılması gereken şey aklın rehberliğinde gerçeği yaşamak ve yaşatmak, inanmaktır.

Sevgi ve huzur akla, akleden kalbe bağlıdır. Sermayesi inançtır, bilinçtir. Zira kalp ancak akılla, aklederek edindiği gerçeklerle ve en önemlisi erişebilirse edindiği Tanrısal bilgelikle mutmain olur. Aşk bir hastalıktır, iradesizlik hastalığıdır. Şöyle ki; hayat yolunda aklını rehber edinerek ilerler ve aklını kalp, duyu ve bilincinle desteklersen gerçeklere doğru yol alır ve gerçekleri seversin. Bu sana huzur verir. Tüm dünya birleşse sana karşı, en ağır işkenceler altındayken bile senden huzurlu kimse olamaz. Aşk, hayat yolunda aklını değil de aklı kalbin arkasına atarak ve kalbi akıldan soyutlayarak rehber edinilmesiyle, bir iradesizlik hastalığı olarak zuhur eder. Aklın bulgularını, gerçekleri değil, kalbinin götürdüklerine, duygularının, dürtülerinin ‘doğru’larına değer verirsin. Gerçeklere kör oluşuna, ‘doğru’larına tutkuyla bağlanışına ulaşmak, kavuşmak hırs yapar ve sen aslında o hırsa aşık olursun, sahip olmak istediğinin kölesi olursun. Ulaşır, kavuşursan kendini ne kadar kandırabilirsen kandır acı gerçeği fark edecek ne kadar aptallık yaptığını anlayacaksın. Aşk bitecek ve sevgi –gerçeğe paralel olarak- var mı yok mu belli olacak. Elde az biraz sevgi varsa kanaat ede ede yola devam eder, acı gerçeğini kabullenirsin. Yok doyumsuzluğa devam edersen yeni aşklar, yeni tutkular yeni mutluluklar seni bekler. Ve asla huzuru tadamazsın. Kalp aynen güç gibi aklın kontrolünde olmadığı müddetçe helak eder, tarumar eder seni. Sahip olman işe yaramaz.

Nitekim Tanrı mesajlarında yüzlerce akıl, sevgi, huzur vurgusu vardır. Tanrı isimlerinden olan ‘sevgi’ aynı zamanda özünde ve eylemselliğinde ‘merhamet’ olarak tecelli eder.

Şeytan üçgeninde her tür tahakküm aracı, aşk ve mutluluk yer alırken Tanrı üçgeninde akıl, sevgi ve huzur vardır.

Tanrısal metinlerde yüzlerce kere ‘sevgi’ geçmesine rağmen ‘aşk’ asla geçmez. Şiddetli sevgi dahi ‘aşk’ olarak değil ‘sevginin en şiddetlisi’ ve ‘şiddetli sevgi’ olarak tanımlanır. Bütünsel olarak bakıldığında zaten akılsız kalbe pirim verilmediği ve yerildiği de rahatlıkla görünecektir. İyi niyet ve samimiyet kavramları da bu konuyla aynı paralelde işlenmelidir. Tanrı’ya göre aklı saf dışı bırakanların, iyi niyetlerinin, samimiyetlerinin beş paralık değeri yoktur. Velev ki iyi niyetleri, samimiyetleri onları doğru saflara, doğru eylemlere götürmüş olsun –ki çok zordur- yine de geçersizdir.

‘Ameller/eylemler niyete göredir’ anlayışının sözlü olarak Muhammed peygambere dayandırılması, bu anlayışın en birinci derslerde, en baş köşelerde yer ettirilmesi ve hadis usulünde tam puan alması mezheplerin genel kanaatinde üst düzey değer verilmesi Müslümanların din anlayışına bağlı olarak içinde bulundukları sefaleti, geri kalmışlığı, helak olmalarını anlayabilmek için çok ufak bir tüyodur. Her safta ‘iyi insanlar’, ‘iyi niyetli, yardımsever, fedakar’ insanlar vardır. Önemli olan erdemli insandır, akıllı iyi insandır, sorumluluk bilincine sahip insandır.

***

Yemek, maalesef sigara ve sonra haber izleme ve sonra kitap arası

***

Kitap okurken gardiyanlar geldi. Kuran’ı getirdiler. Defterim ve notlarım yoktu, sordum, ‘defter olsa bana gelirdi ama yok, istersen dilekçe yaz’ dedi. Korktuğum olmaz inşallah, olursa onlar korksun.
***

Akşam oldu. Yemek yedik, arkadaşlar burada da yiyemiyorlar yemekleri, yemeğe benzer bir yanı yok çünkü. Dolayısıyla ben yiyorum üç kişiye verdikleri tek kişilik yemeği : )

Burada da doymam mümkün değil. Üçümüze verdikleri yemekle ancak doyuyorum. İnsan muamelesi görmediğim/görmeyeceğim gardiyanlarla muhatap olup kantin fişiymiş, talepmiş, listeymiş derken nasıl sonuçlanacağı belli olmayan bir girişimi düşünmüyorum şu an. Ne varsa idare edeceğim artık.

***

Yavaş yavaş düzene giriyorum, bu hafta bittiğinde artık yeni hayatımın düzeni planı oturmuş olacak. Duygusallığa pirim vermemek gerekiyor. Bu konuda kendime güveniyorum. Yaşananlar ayrı bir duygusallık katıyor, özlemler ayrı, F-Tipi ayrı bir duygusallaştırıyor insanı. Önüne geçmez ve ciddi bir planlamayla yeni hayatıma yön vermezsem işte o zaman burası dayanılmaz bir yer olur, yenilirim. Bu yüzden elimden geldiğince diyorum, çünkü her ne kadar hayatımda bu kararı uygulamam kolay olsa da benim için – zira geçmişimde aklımın kalbimi bastırdığı çok tecrübelerim oldu ve artık kalbim ve duygularım tamamen aklımın kontrolünde- bir patlama olmaması için ara ara gözlerden sızıntıyla kalbi rahatlatmak gereklidir. Artık yalnız ve hücrede değil, bir odada üç kişi kaldığımız için bu rahat rahat olmayacak. Ben hep gülerim çünkü tanıyanlar bilir : ) Dolayısıyla sızıntı olabilecek tek yer bu satırlar, kendimle baş başa kalacağım tek yer ve tek zaman.

***

Sayım için gardiyanlar içeri girdi, aslında giriyorlar mı basıyorlar mı tartışılır, yerde duran paspasın sapını aldı. Mehmet ‘O bize lazım’ dedi. Gardiyan bağırarak ‘Neyse ne o zaman burada durmayacak’ dedi ve odadan dışarı attı sapı. Zor durdu arkadaşlar, en ufak bir tepki verilseydi sonuç kötü olacaktı. Bu akşamı da atlattık.

***

Ağır disiplin cezaları alacaklarını bile bile slogan atıyor bazıları. Burada Metris gibi marşlar, şarkılar, sloganlar yok. Hele bir olsun…

Sıcak su ne zaman gelecek bilmiyorum ama çok kötü kokuyorum. Tek olsam hiç sorun değil ama yalnız değilim. Dişlerim için sevinmiştim hapiste olduğuma : ) Gayet iyi gidiyordu, kısa sürede faydasını görmüştüm hatta ama burada fırçalamadım daha. Yarın sabah su olursa fırçalayacağım.

Evet, artık kitaplara ve sonra tefekküre doğru…  şimdilik son vereyim yazmaya.

İyi geceler can…

İyi geceler canlar, yoldaşlar…

İyi geceler anne…

Barışa özgürlük dileklerimle…

———————————————-

Bugün 16 Eylül Cuma

Duygularımı değil, düşüncelerimi ve yaşadıklarımı aktarmaya devam edeceğim. Burası –duyduğuma göre- henüz 10 senelik bir yapı olmasına rağmen 60-70 senelik bir inşa gibi ‘yüksek güvenliği’ dışında her şey onuncu sınıf. Ne kadar disiplinli bir temizlik içinde olursan ol bu imkan(sızlık)larla kişinin ve odanın temiz olması mümkün değil.

Bugün sabah dilekçemi verdim ve etkisini öğleden sonra gösterdi. Düşünce notlarımı aldım ve defterin incelemede olduğu söylendi. Umarım o deftere bir şey olmaz, zira senelerin emeği tek nüsha olan el yazma kitaplara imha kararı çıkartıyorlar, bazen kararsız yok ediyorlar.

12 gündür hala sıcak su yok, normalde haftada iki saat veriliyormuş üç kişinin yıkanması ve çamaşırları için. İki gün daha gelmezse iki haftada bir olacak. En son bir önceki pazartesi vermişler çünkü. Bu iki saatte de normal bir süreç yaşanmıyormuş zaten.Suyun altındayken birden kesip soğuk su şokuna girebiliyor ya da tam tersi soğuğu kesip sıcağı kökleyerek başından aşağı kaynar su döküveriyorlarmış. Eziyet ve psikolojik yıpratma, çökertme.

***

Geldiğimden beri konuştuğum şey bugün yaşandı. Hapishane sevklerinde kullanılan ringler.. Ringdeyken bile arkadaşlarla konuşmuştuk. Sekiz buçuk saat iki büklüm ve bağlı bir şekilde kusmukların içinde kilitli ring hücresinde bekletilirken kapılara vuruyor ama sesimizi duymuyor, duymazdan geliyor, oyunlarına devam ediyorlardı. Bir tanesi cevap vermiş ve boşuna bağırmayın, vurmayın, istesek de bir şey yapamayız, hücre anahtarı komutanda o da yok, yemekte’ diyerek terslemişti. Nasıl cevap verdiğimi buraya yazamam. Araba alev alsa cayır cayır yanacağımızı konuşmuştuk.
Ve bugün 5 mahkum cayır cayır yandı sevk ringinde. Er geç sizi de yakacak, kavuracak ateş!

***

Sigara ve çay, kitap ve tefekkür…

***

Hala tek bir mektup alamadım, alacak mıyım/alabilecek miyim bir gün bilmiyorum.

İçimde kaldı valla…

Elbet ‘öldürmeyen acı güçlendirir’ öldüreni de yaşatır bizi can…

***

Ahmet Kaya’yı dinliyorum sonunda : )

Reklamlar
  1. Meryem
    Haziran 7, 2012, 9:36 am

    Devamı gelsin..

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: