Başlangıç > Özgür İnsan Günlüğü > Özgür İnsan Günlüğü – 8 Eylül

Özgür İnsan Günlüğü – 8 Eylül

Zorlu bir saatin ardından uyuyabilmişim. Ama iki saat kadar sonra uyandığımda sanki o zorlu bir saatin devamını yaşıyordum. Düşüncelerle beynimi kastığımı, zorladığımı hissediyorum. Hasta olmak tek başına bir hücrede istenmeyecek ilk şeylerden. Ama gerçekten – hadi farklı hastalıkları geçelim, ki bulunduğum koşullar fiziki-ruhsal her tür hastalık için elverişli- bugüne kadar ciddi bir baş ağrısı olmaması bir mucize. Normalde en az haftada bir kere ciddi bir baş ağrısı çekiyor ve ilaç alıyordum. Özellikle son günlerde sinüzitim tescillenmiş ve antibiyotiğe başlamıştım. Neyse konuşa konuşa çağırmayalım şimdi hastalıkları : ) Sağlık açısından bugüne kadar şanslıydım vesselam, çok şükür…
***

Geceleri soğuk artık. Pencere açık olunca üşüyorum, kapalı kalınca da anında çürüdüğünü hissediyorsun. Gün doğuyor şimdi, pencere açık, esiyor. Hücrenin temizlendiğini ve temiz havayı ciğerlerimde hissediyorum. ‘İstanbul’da ne arar temiz hava’ deme burayı yaşamadan.

***

Dayanamıyorum, berbere gitmek için dilekçe yazacağım.

***

Saat sekiz, sayım başladı. Kitap ve berber için dilekçelerimi vereceğim. Yarım saat kadar sonra gazete gelir. Üç kere baştan sonra okuyacağım gazete…

***

Bu berber fiyaskosunu nasıl anlatayım şimdi bilmiyorum. Dediğim gibi dayanamadım ve berbere gitmek için dilekçe yazdım. Gazete okurken açıldı kapı ve gardiyanlar berbere götürdü. Tek değildim, dört tutuklu daha vardı benimle. Girdik içeri, oturdum koltuğa, saçımı topladım rahat çalışsın diye. ‘Saçını niye topluyorsun’ dedi gardiyan, saç kesimi dışında berberlik işleri yasakmış. Şaka zannettim ama gerçekmiş. ‘Ben hücreme döneyim o zaman’ dedim. Zaten her mahkuma en fazla 5 dakika ayrılıyormuş. Benim berber işi yalan oldu yani, ama para hesapta kaldı. Hem yarım saatimi alacak, farklılık olacak diye istemiştim hem de yarın görüş var, bizimkilere biraz derli toplu görüneyim istemiştim. Tipim kaydı resmen…

***

Özgür Gündem geldi yine sol taraftan, içinde not vardı; ‘Muhammed Cihad yoldaşla ilgili haber var’ şeklinde. Ayhan Bilgen yazmış ‘insan hakları köşesinde, güzel yazmış sağolsun, yüreğine sağlık. Ama şu benle ilgili polis medyasının haberlerini merak ettim, neler zırvalamışlar acaba : ) PKK eylemlerinde molotoflu İslamcı falan demişler : ) Ne PKK eylemine katıldım, ne elime molotof sürdüm ne de İslamcıyım arkadaş. Devrimci barışı manipüle etmekte başarılılar. İddia edip ispat etmeyen/edemeyen namerttir, hodri meydan. Tabi bunu polislere değil polis medyasına ve yandaşlara söylüyorum. Polis kim olduğumu iyi biliyor.

muhammedcihadaozgurluk’ sitesiyle de bir kampanya başlatmış yoldaşlar, dostlar. Şu zorlu günlerde beni, ailemi yalnız bırakmayan yoldaşlarıma teşekkür borçluyum. Onların dışında özgürlüğüm için çalışan, kirli oyunun farkında olarak uğradığım haksızlığa tepki gösteren, yazan, kampanyaya destek veren tüm yoldaşlarıma, dostlarıma, arkadaşlarıma, gönüldaşlarıma hatta arkadaş dahi olmadığım duyarlılık gösteren herkese çok teşekkür ediyorum.

***

Bu arada sol koğuştan haber geldi yine, sevk haberi. Aldıkları habere göre 12 tutuklu sevke gidecekmiş iki kişi Kandıra, iki kişi Edirne, 8 kişi Tekirdağ. İsimler belli değil, ben var mıyım içlerinde bilmiyorum ama büyük ihtimalle varımdır. İnşallah yarınki görüşe kadar götürmezler sevke, bir daha ne zaman görüşebileceğiz Allah bilir. Ayrıca eşyalarımı da alamadım hala, yarın alacağım sevke gitmezsem. Ve Kandıra’dan daha yakın ama elbette Tekirdağ’ı istemiyorum. Koşulları ve muameleleriyle meşhur olduğunu duydum. Savcının ne yapacağı belli olmaz, polis gibi yargı da bir ‘ders olsun’ derse oraya gönderirler herhalde : ) Hayırlısı…

***

Tabi bir de mektuplar var. Bugün de mektuplar gelmedi, gelmeyecek. Sordum gardiyanlara berbere giderken, tatil araya girdiği için yirmi günün mektupları varmış ellerinde, birikmiş. Hepsi okunacak, görülecek, dağıtılacak da sıra bize gelecek. Sevke gidersem görüş de, mektuplar da, eşyalar da yalan olacak yani. Hücreden kurtulmak için normalde sevinilir sevke ama sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum. Önemli avantajları da var, dezavantajları da.

***

Öğle yemeği ziyafetti. Pilav, köfte verdiler. Bir de soğan kırdım ki sorma : )

***

Sevkten önce Metris hatırası olması için bir dilekçe yazıp fotoğrafçıyı göndermelerini isteyeceğim. Seneler sonra fotoğrafa bakıp anarız bugünleri. Belki birileri de seneler sonra utanır yaptığı ya da destek sunduğu bugünlerin hatırasından.

***

Biraz önce haber geldi – kara haber diyeceğim artık- ; sol koğuştan bir yoldaş müdürle görüşmüş ve söylediğine göre (Süleyman ve Turan) hepimiz Tekirdağ’a sevk ediliyoruz. Diğer iki arkadaş da Edirne’ye sevk ediliyorlar. Görüş öncesi apar topar götürmezler inşallah. Bakalım resmen ne zaman bilgilendirileceğiz.

***

Şimdi de kitaplar geldi : ) Bir günde üç kitabı da bitiririm artık. Neyse en azından bu gecelik iştigal edebileceğim bir şey var.

***

Sevkle ilgili farklı haberler geliyor.

Akam yemeğini yedim, doymadım. Konserve açacaktım, o sırada Tarık pencereden yemeği yiyemediğini söyledi. Zaten yemeklerin hepsini yiyebilen sadece ben varım. Onlar yemeklerin kötülüğünden şikayetçi ben azlığından : ) Elbette bence de çok kötü yemekler ama hayattan öğrendiğim şeylerin başında ‘ bulduğunu yiyeceksin’ gelir ve çok şükür midem en güzel, en temizinden, en kötüsüne, çöpten çıkanından, artığına her türlü yiyeceği memnuniyetle kabul ediyor. Velhasıl Tarık yemeğini hücreler arası alış-veriş sistemimizle bana gönderdi ve doydum. Yarın nasip olursa basit ama bizler için çok çok önemli olan sistemimizin önünde fotoğraf çekileceğiz avluda.

***

Sevkle ilgili muhtelif bilgiler geldi, net bir şey yok. Ama Süleyman’ın sevki kesin gibi. Arkadaşlarla konuştuk, karar aldık. Yarın sabah görüşten önce götürmeye çalışırlarsa direneceğiz ve gitmeyeceğiz. Umarım öyle bir terslik yapmazlar.

Bu arada 1 Eylül’den tutuklu 38 kişi sanırım Metris’te değiller. Hiç sesleri çıkmadı.

***

Bizim Süleyman hücresinden dertli dertli, yanık yanık döktürüyor yine. Tam bir ana kuzusu. Şuan hücresinden bağıra bağıra söylediği ‘Rabbim hep sev onları ayırma cennetinden, mahrum etme merhametinden’ : )) PKK hücrelerinde miyiz, nur yurdunda mıyız anlamadım : )

***

Metris’teki ve hücredeki son gecem mi acaba?

Keşke az buçuk edebiyatçı, birazcık şair olsaydım. Ne yazılır, ne edebiyat parçalanır burada, bu anlarda…

Kitaplara ve aynı zamanda uykuya dalmak istiyorum.

***

Tanrısal bilgeliğin tüm insanlığa egemen olması dileğiyle, yarın barış yurdunda buluşmak üzere…

Reklamlar
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: