Başlangıç > Özgür İnsan Günlüğü > Özgür İnsan Günlüğü – 5 Eylül

Özgür İnsan Günlüğü – 5 Eylül

5 Eylül’ün ilk saatlerinde olmalıyız. Uyuyabileceğimi sanmıyorum bu gece.

Sonbahar hemen hissettirdi kendini, üşüyorum.

Zeynep’ten geçen seneki unutulmaz maceramız olan ‘Karadeniz’ fotoğraflarımızı isteyeceğim. Etkisi olumlu mu olur olumsuz mu olur bilmiyorum ama çok özledim oraları, o günleri. En azından bakarak anmak, görmek yeniden değer bilmek istiyorum.

Belki bir gün yine gideriz, belki daha güzel yerlere, özgürce…

***

Artık karanlık hücremde tefekkür vakti.

***

Aydınlık karanlığı galebe çalıyor emin adımlarla.

***

Ve sabah…

Bugünden çok beklentilerim var.

Eşyalarım gelecek mi?

Gazete gelmeye başlayacak mı?

Mektupları ve dilekçeleri gönderebilecek ve alabilecek miyim artık?

Ve sevk durumum başta olmak üzere kafamdaki pek çok soruya cevap bulabilecek miyim?

Sayımı bekliyorum, sayımdan sonra var gücümle bastıracağım ‘beklentilerim’ için…

Sorgulamalar ve düşüncelerin ardından edindiğim bulguları teyit etmek ve sağlamasını yapmak için bilgisayarıma ve daha çok internete başvururdum. Burada not alıyorum ve bir gün çıktığımda -nasip olursa- teyit etmem gereken pek çok şey olacak.

***

Bu gece de hiç uyumadım, uyuyamadım. Şu an hiçbir şey yapmadan öylece uzanmaktayım, uzaklardayım. Bir haber gelse, bir ilk mektubu gelse, içim rahatlasa…

Beş gün var görüşe, tabii sevke gitmezsem beş gün içinde.

***

Önce yanlış gördüğümü sandım ama değilmiş. Gardiyanlar geldi, mazgalı açtı, sıcak bir çay, bir ekmek ve yumurta verdiler. ‘Eyvallah’ dedim, tehlikenin farkına vardılar, anlaşıldı; bağırana kadar eziyorlar, biraz ses çıkarmak gürültü yapmak gerekiyor. Çok şükür.

***

Karnım tok, penceremin parmaklıklarından tutarak gökyüzünü görmeye çalıştım ve gördüm ve şükrettim. Fark ettim ki aynı şeyi karnım açken yaptığımda ettiğim şükür daha lezzetliydi. Fark ettim ki penceresi dahi olmayan, hatta ne penceresi insanlıktan eser olmayan ‘emniyet’teki hücrelerde ettiğim şükür daha anlamlıydı. Yanlış anlaşılmasın, mazoşistlik falan yok  : ) Elbette tüm haklarımızı direne direne alacağız ve kazanacağız yine şükredeceğiz. Hakkı müdafaa ettiğin için mahrum bırakıldığın haklar vicdana huzur dolduruyor. Ve huzuru mutluluğa asla değişmem.

***

Doğruluğun yolunda, barışın yolunda, gerçeğin yolunda bedel ödememe ‘şansı’ yoktur. Barış devrimcisi güçlülerin, egemen kitlelerin, karnı tok sırtı peklerin alkışlamasını değil, mahrum, mazlum ve ‘öteki’lerle barış yolunun eza ve cefasını gözler. Bu eza ve cefa sadece somut olarak zindanlarda, çarmıhlarda, kurşunlarda karşılık bulmaz. Öyle bir sarsılırsın ki bazen çarmıh çivilerinden farksızdır etkisi, yaşarken binlerce kere ölürsün, ölüm senin için kaçmak olur ama yaşamayı tercih edersin, evini, öz yurdunu zindan ederler.

***

Tepem attı ve bu sefer bağırdım gardiyanlara. Neymiş dilekçeleri sayım memuruna vermek gerekiyormuş. Yani yarına kalmış o iş. Neymiş mektupları gazete getiren görevliye pullarla verilmesi gerekiyormuş. 10 gündür her gün sordum, bana kimse mektupları gazete dağıtan görevliye vereceğimi söylemedi. Kimse mektup göndermek için kantinden pul alınması gerektiğini söylemedi. Ne vicdansız, ne utanmaz bunlar ya! Bu iş müdüre gidecek, başka yolu yok!

Gazeteyi sayımdan sonra aldım bu arada, buna da şükür. Artık her sabah gazete alacağım. Ufak olsa da standart koşullara geçiş için önemli bir adım. Bari eşyalarım gelse artık…

Kantinden istediklerim oldu, konserve yemek istedim, pul istedim, radyo istedim, bisküvi ve soğan istedim. Gün içerisinde gelecek inşallah.

***

Bir gazeteye sabahtan öğleye kadar vakit ayıracağım kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.

***

Süleyman avluda şu an, Abdullah penceresinden ödevlerini gösteriyor ona.

***

Öğle yemeği ve kantin geldi sonunda. Pilav, cacık ve soğanı afiyetle yedim daha ne olsun…

Artık verilen yemekle doymasam bile soğan, konserve ve bisküviler var. Pullar da geldi, yarın mektuplarımı vereceğim inşallah başka bir sorun çıkarmazlarsa.

***

Yabancı bir gardiyan geldi, elinde benle ilgili birkaç doküman vardı ve ‘Sen misin Muhammed Cihad?’ dedi. ‘Evet, buyur’ dedim, ‘Yok bir şey idareden sordular’ dedi ve gitti. Hayırdır inşallah…

***

Güzelim mektuba pul hiç yakışmadı, çünkü üzerinde Mustafa Kemal var.

***

Ne oldu biliyor musun? Zeynep’im geldi. Ne olduğunu anlamadım, gardiyanlar geldi ve çağırdı. ‘Eşyalarım geldi her halde’ dedim, yoldayken ‘Savcılık izni, ziyaretçin var’ dedi. Ondan sonrası yine rüya gibi…

Savcılıktan izin almış Zeynep, eşyalarımı daha getirememiş, hazırladıkları çanta annemdeymiş, annemde evde yokmuş, apar topar aceleyle birkaç şey almış ve çıkmış sevdiceğim. Daha bakmadım getirdiklerine. Öyle heyecanlı ve mutluyum ki….

Zeynep baya anlattı, vaktimiz kısıtlıydı o yüzden konudan konuya geçerek hızlı hızlı konuştuk. Zaten cam arkasından telefonla görüştük, sarılamadım… Benle ilgili iftira-itham kampanyası başlatmış yandaş/polis medya. Klasik tek parti diktatörlüğü işte…

Tahminimden fazla ve beklemediğim kesimlerden destek gelmiş, güzel bir dayanışma olmuş. Polis savcılığa verdiği ‘gizli dosya’da olduğu gibi yine baya bir saçmalamış medyaya servis ettikleriyle, zavallılar. Benim üzerimden belli bir kesimi ezmeye, sindirmeye çalışıyorlar.

Hukuki süreç Ergenekoncu Türkiye döneminden farksız hatta daha vahim bir trajikomediyle ilerliyor.

Birkaç güne kadar dışarıda olup bitenleri, yazılıp çizilenleri bana yollayacak Zeynep, sonra yeniden bu konu üzerinde duracağız inşallah. Zeynep’imle görüşmemin mutluluğu yansısın bugün buraya, geri kalanını her zaman konuşuruz.

***

Sadece eşyalarım gelseydi bugün, sevgilim buralara kadar geldiği, yakınlarımda olduğu için sevinecek, gönlüm rahatlayacaktı, ki zaten eşyalarımın gelmesini en çok bunun için istiyordum. Ama görüştüm, gördüm Zeynep’i. Teşekkürler Tanrım, çok teşekkürler…

***

Zeynep’in getirdiği poşete baktım, sağ olsun acil olanları alıvermiş alelacele evden çıkarken. Artık havlum var, iç çamaşırlarım var ve eşofmanım var. Yavaş yavaş normale dönüyorum.

***

Aslında bugüne dair paylaşacağım başka şeyler de vardı, unuttum Zeynep gelince. Bir tanesini hatırlıyorum o da spor. Evet bugün bereketli bir gün, yemek de güzeldi, her zamanki gibi ufak tefek sorunlar çıkıyor, çıkartıyorlar elbette, olsun bugün güzel bir gün olarak kalacak inşallah.

Öğle yemeğinden sonra çatıdan haber geldi, arkadaşlar diyordu ki, ‘bugün spor var, gardiyanlara gitmek istediğinizi söyleyin’ biz de hemen sorduk, önce ‘yok’ dediler, sonra ‘alacağız sizi’ dediler.

Ve yarım saat sonra Metris’in spor salonuna götürüldük. Haberi gönderen arkadaşlardan da sekiz kişi geldi, tanıştık (açık görüşte görmediklerimiz de vardı), biraz sohbet ettik sonra futbol oynamaya karar verdik. Kapalı salonda basketbol ve voleybol sahası, açık bölümde de  halı saha vardı. Hiç mi hiç anlamam futboldan ve sevmem de ama bu oyunu çok sevdim. İnsanlarla beraber olmak, oynamak, koşmak, düşmek, yorulmak ve takımımızın kazanması güzeldi. Üstüne bir de Zeynep geldi. : ) Öyle bir gündü işte bugün.

Oyundan sonra vedalaştım arkadaşlarla ve buz gibi suyun altına girdim, sinüzitim baş gösterir diye korktum ama –ki burada hiç çekilmez- Allah göstermesin şu ana kadar bir sorun yok. Haftaya pazartesi burada olursam yine çıkacağız inşallah. Hem artık eşofmanım ve havlum da var.

***

Yarın mektup gönderebilirim umarım ve alabilirim. Keşke her gün mektup gelse… 15 gün oldu eşimden, ailemden, yoldaşlarımdan, dostlarımdan, yuvamdan ayrılalı. Ve eşim, ailem hariç bugüne kadar kimseyle haberleşemedim, üç gazete dışında dünyadan tamamen kopuk geçti bu 15 gün. Ama her geçen gün yavaş da olsa daha iyiye doğru gidiyor.

Rabbim kabul et…

***

Eşyalarımı demir dolaba koymak için dolabın kapısını açtığımda ve kapadığımda fark ettim. Kapılar, demir kapılar hep üstüme kapanıyor, ne açan benim ne de kapayan. Kapı açmayı özlemişim can…

Ve Abdullah mektup zarfına adını- soyadını, adresini ve alıcının bilgilerini kendisi yazdı, tebrikler Abdullah! Mektubunu kendisi yazmadı tabi henüz, mektubu can yoldaşı Tarık yazdı gün içinde. Yakında mektuplarını da kendisi yazacak inşallah.

***

Bugün yeni tutuklular gelir diye tahmin ediyorduk, özellikle Süleyman avludaşlarını dört gözle bekliyordu ama gelen olmadı. Polis yeni ‘terörist’ler avlamayı bırakmış, yakaladıklarının ‘uluslar arası, büyük teröristler’ olduğunu iftiralarla ve iftiharla ispat etmekle uğraşıyor.

***

Bu gece dün gece gibi olmasın, organize edeyim de şarkılar, marşlar söyleyelim komşularla…

***

Uykum var sanki bu gece, uyuyacağım sanırım, uyuyabileceğim bu gece.

‘Sevildiğiniz kadar değil, sevdiğiniz kadar değerlisiniz.’

***

Uyudum bir-iki saat. Hala uykum var, gözlerimden belli ama bir saatten fazla-muhtemelen- yatakta sağ-sol yapmama rağmen ikinci kere uyuyamadım. Buraya özel bir durum sayılmaz aslında, ben hep böyleydim. Her ortamda uyuyabiliyordum ama uyuduğumda sesli bir ortam varsa ve ortam birden sessizleşmişse anında açılır gözlerim, tersi içinde aynı durum geçerli. Ya da ışıklı bir yerde uyumuşsam ve ışık kapatılırsa sonradan aynı şekilde uyanıyorum hemen, tabi sonradan uyuyabilene aşk olsun. 48 saattir uyumamış olsam bile yeniden uyuyabilmem çok zor, beynimin ve ortamın rahat, gündemin sakin olması lazım. E burada da ne ortam uygun, ne beynim durabiliyor ne de –takip edemesem de- gündem sakin. Hapishane köpekleri de başlayınca birden havlamaya, uyanıp gecenin kalan yarısını ayakta geçirmek farz oldu.

Aslında bu satırları ‘6 eylül’ altında yazmalıydım ama önemli değil, sayfa bitince yeni sayfaya atarım başlığı ‘6 Eylül2011’diye…

***

Başım ağrıyor hafiften, umarım uykusuzluktandır.

***

Dayanamadım, sigara içiyorum. Tanrım, annem ve Zeynom mazur görün artık. Zindanlarda aktif olarak başlamaktan ve bağımlı olmaktan korkuyorum.

Ellerimi kıskanıyorum bazen, istedikleri zaman parmaklıklardan çıkabiliyorlar. Genellikle kimse görmemesine rağmen günde 5-10 kere ellerimi çıkartıp zafer işareti yapıyorum. Şu an elim zafer işareti yapmıyor tabii parmaklarımın arasında sigara tütüyor. Ama bu da güzel bir kare, anlamlı bir kompozisyon bence, fotoğraf makinem olsa aynı açıyla bu anı da ölümsüzleştirmek isterdim.

***

Tefekkürden kaçacaktım bu gece olmadı, yapacak başka bir şey yok bu saatten sonra. Burayı çekilebilir kılan hatta olmazsa olan tek şey düşünmek.

Zindanlar değerlendirilmezse zindan olur.

Reklamlar
  1. Mart 28, 2012, 6:35 pm

    hacı şimdi sen okumaya karşısın ya, kendi yazdıklarını da okumuyor musun ?

    bir de ben şimdi bunları okuyarak hata mı ettim ? :))

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: